31 Mayıs 2014 Cumartesi

ve dağlar yankılandı

- 20 yorum

”Dünyanın sizin içinizi görmediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını anladım. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı.”

Khaled Hosseini, diğer kitaplarında olduğu gibi, doğduğu topraklardaki acıyı anlatmayı tercih etmiş. Kabil, Paris ve San Francisco üçgeninde geçen kitapta Afganistanlı iki kardeşin yürek burkan hikayesi anlatılıyor.

Birbirlerine kardeşlikten öte bir bağla bağlanan iki çocuk.. Çocuğunun geleceği için, çocuğundan vazgeçen bir baba.. Bir çocuğu, hayatını değiştirmek üzere satın alan mutsuz bir aile… Ve Dağlar Yankılandı, tüm bunların birleşiminden oluşan bir kitap.



Kitap dokuz bölümden oluşuyor. Annesiz kalan iki kardeşin Abdullah ve Peri'nin hikayesi kitaba hakimken bir çok bölümde farklı karakterlerin yaşadıkları acılar, ilişkiler ve yaşamda karşılaştıkları zorluklar aktarılıyor. Yazar bu hayatları aktarırken iyi betimlerle bir filmin kesitlerini oluşturan canlı sahneler oluşturmayı çok iyi biliyor. Ancak bazı karakterlerin havada kaldığı ve gereksiz yere kitabın uzatıldığı bölümlerin olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 

Kitap Mevlana'nın bir sözü ile başlıyor. Rumi'den yer yer bahsediliyor farklı bölümlerde. Kitabın katmanlarını oluşturan karakterlerin hikayelerinden en çok Thalia'nın ve şair Nila Wahdati'nin hikayesinden etkilendim.
Abdullah'la Peri'nin ortak ninnisi özellikle ' hüzünlü peri' sözcükleri, büyük İranlı şair Furuğ Ferruhzad'ın bir şiirinden esinlenilerek yazılmış. Kitaba adına ilham veren de William Blake'nin "Dadının Şarkısı" adlı şiiri olmuş.
"İnsanlar istedikleri şeylere göre yaşadıklarını, yaşamlarına isteklerine göre yön verdiklerini düşünüyorlar. Oysa işin aslı onları yönlendirenler korktukları, istemedikleri şeyler…"


Devamı >>

29 Mayıs 2014 Perşembe

her biri ayrı hava

- 9 yorum

Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanamaya başlıyor yeniden… Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? G.G.Marquez



Dünya bir çok parçanın bileşkesiydi. Sen bir çok parçanın bileşkesiydin. Ortak tek yanınız buydu. Dünyanın bir parçasındaki küçük penceresinden bakardın adı yaşam denilen sürece. Seni oluşturan parçalardan birinde kalıp, tümüne yayardın duygularını. Öyle kaybolurdun bir parçanın içinde. Sanki dünya salt o parçadan ibaretmişçesine yahut sen salt o parçadan oluşmuşçasına. Tablonun bir parçasını görmek sadece o tabloyu yapan sanatçıya haksızlık olmaz mı? Tek kullanımlık bir yaşam hakkına sahip olan sana haksızlık olmaz mı?
Uyan. Yalnız bir parça içinde kaybolma, tablonun bütününe bak. Dünyanın bütün huzur ve mutluluk veren parçalarında nefes almayı bil.

Tabloya bak, göreceksin!
Devamı >>

28 Mayıs 2014 Çarşamba

zamanı geçerken bir şarkı

- 30 yorum

Sana bir şey söyleyeyim mi? Geçti, bitti diye nitelendirdiğiniz bir zaman dilimi kaybolmuyor. Bazen bir koku, bir şarkı, bir isim, bir tat o anın tasması gibi o zamanı sürüklüyor adeta. Ansızın o zamana bırakıyor seni.

Akşam üstüydü. Durmadan duran bir düzen oluşturma kaygısı ile dönüyordum evin içinde. Her yer düzenli olacak, her iş tıkır tıkır yürüyecek. Bulaşık makinesi boş, mutfak tezgahında bir şey kalmamış, ütüsüz çamaşırlar kalmamış. Etraf derli toplu. Öyle düzenli, görmek istediğim gibi. Sonra bir şarkı gönderirir en sevdiğin bir yürek. Elinden tutar o zamanın ikindisine bırakır seni. Küçük bir kentte büyük düşlerin heyecanı ile koşan çocukların masum yürekleri güler en yakından. Daha kaybetmeyi bilmemenin toyluğu, yitirmeyi tatmayan bir kalbin masumluğu yayılır kalır o ana. Dağılırsın. Oysa az evvel toplamıştın her şeyi. Her şey yerli yerindeydi. Bu dağınıklık, bu özlem de neyin nesiydi?

Belki de zamanın yitirilmiş gibi gözüken gücüne hafızanın çektiği bir fotoğraf, kulağının kaydettiği bir tını, burnunun kokladığı bir koku meydan okumayı çoktan biliyordur, ne dersin?

Devamı >>

27 Mayıs 2014 Salı

Ayar, saniyenin peşinde koşmaktır

- 26 yorum
“Ayar, saniyenin peşinden koşmaktır.”
Düşün Hayri İrdal, düşün aziz dostum bu ne sözdür? Bu ne demektir ki, iyi ayarlanmamış bir saat, bir saniyeyi bile ziyan etmez! Halbuki biz ne yapıyoruz? Bütün şehir ve memleket ne yapıyor? Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz. Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse, saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz. Günün asıl faydalı kısmını on saat addetsek, yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika; bu demektir ki, günde elli bin saat kaybediliyoruz. Hesap et artık senede kaç insanın ömrü birden kaybolur. Halbuki bu on sekiz milyonun yarısının saati yoktur; ve mevcut saatlerin çoğu da işlemez. İçlerinde yarım saat, bir saat gecikenler vardır. Çıldırtıcı bir kayıp… çalışmamızdan , hayatımızdan, asıl ekonomimiz olan zamanımızdan kayıp.

                                                                                               Ahmet Hamdi Tanpınar 
Devamı >>

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Sade ve Derin - Deep Tone

- 36 yorum

"Yaptığımız her şey yırtılırcasına gerçek olmalı. Çığlık çığlığa. Yazacaksak iç organlarımızı parçalarcasına yazmalıyız, derimizi soyarcasına.. Okurken de yazarla savaşmalıyız. Öfkelenmeliyiz ona. Ona ter döktürüp sonra teslim olmalıyız. Okuduktan sonra da, yazdıktan sonra da, yaşarken de dünyaya tekrar dönmek zor olmalı..

Hayat bak! Dur sen biraz ya da tamam; ya sen devam et ama bir izin ver, sürekli üstüme gelme. Her gün bir şey çıkarma, bir normal ol, aklını başına topla. Bak sen devam et ben şurada ineyim. Daha doğrusu; hemen şu anda bir uyuyayım, sen yavaşladığında uyanırım. O zaman uyandır beni.."


Kitap, sanat, aşk, insan, yaşam, gelişim, mevsimler, tarih ve denemeler başlıklı yazılardan oluşmakta. Su gibi akıp giden sayfalar sanat, tarih, yaşam birikiminden dökülen damlalarla harmanlanmış; aşk, insan, gelişim konularında size temiz kalbinizden dokunmayı biliyor, o zarif dokunuşlarla harekete geçmenizi sağlayacak türlü yeteneklere sahip olduğunu hissettiriyor. Öyle ki okurken içinde bulunduğunuz ortamın aurası değişmekte, sanki eski bir plaktan güzel bir şarkı çalmakta, elinizde kahveniz, sanata hep gereksinimi olan ruhunuzu donatırken odanıza yayılmış bir vanilya kokusu eşlik etmekte zamana.. Ve benliğinize cesaret ılık ılık yayılmakta.

Deeptone, aşk, insan yazıları ile aşkı bencilliklerden kurtarıyor, aşkı, sanatı kötülüklere karşı bir kalkan olarak kullanıyor. Gelişim, yaşam yazıları ile kişisel öz güveninizi harekete geçiriyor, vizyondaki bizi daha iyiye, olumluya götürebiliyor. İyinin sınırlarına bırakırken yırtılırcasına gerçek olmamızı salık veriyor. Mevsimler, tarih yazıları ile geçmişi, geleceği yormadan sorguluyor, güncel örneklerle somutluyor ve şovun sürdüğü yere gülümseterek bırakıyor bizi. Denemeler bölümünde yola çıkan insan profilini çizerken, odalar ve adalarla iç içe yaşayan duruşlarımızı anlatıyor. Küller ve köpükler misali geçen hayatı bazen de tikli bir biblo gibi duran halimizin resmini çekiyor adeta. Sahilde dolaşırken ruh açacağının bir işareti olan küçük bir konserve açacağından çok anlamlı yerlere çağırabiliyor bizi.


Sade ve derin, büyük bir bilgi birikimi, zengin bir hayal gücü ve şimdiyi yalın anlatımıyla bir çizgiye oturtmuştur diyebilirim. Kitabı okurken bir çok film isminin, yazarın, şarkının, sanatçının adını not aldım. Bunun yanında en çok etkilendiğim yazılar ise Opus ve Yırtılırcasına oldu.

Kısacası kitap, kalbe naif dokunmayı bilen, oturmuş, kalıplaşmış olumsuz düşünceleri tarçınlı hayat silgisi ile silebilen, hayatı çamur yatağından kurtarıp gül yatağına dönüştürmeyi isteyen beyaz bir ruhla yazılmış. Olabildiğince iyi kalpli ve cesaret verici..


Devamı >>

25 Mayıs 2014 Pazar

♥ Handan ve İnya ile pazar kahvaltısı ♥

- 40 yorum

Günaydınn :)

Bu sabah kahvaltıya iki tatlı arkadaşım Handan ve İnya gelecekti ama hala teşrif edemediler. Acıktım hadi gelinnn. Gelirken ekmek almanıza gerek yok fırıncıyı aradım ekmekle közlenmiş patlıcan ve tatlı biberi de getirecek. Çayı demledim Gülce konser vermek için sabırsızlanıyor. Bir de adınızı pattisin üzerine ketçapla yazamadım :)


Herkese mutlu, huzurlu, tatlı pazarlar....
Devamı >>

24 Mayıs 2014 Cumartesi

kendine kalkan ol benlik

- 19 yorum

Hayatta yaşama heyecanını insanlara bağlamak çok arızalı bir iş. Hele bu insanlar incir çekirdeğini doldurmayacak kadar yüzeysel insanlarsa.
Yaşama heyecanın kendiliğinden var olduğu hiç bir şeye endeksli olmayan bir çizgide beliriyorsan "sen" olmuşsundur artık. Sen, içinde yerini değiştirmeyen taşları yerine oturtmuşsan ve onların üzerinde yaşamı algılıyorsan; onlar, sana çok da zarar vermez anlıyor musun?
Kalıcı sebeplerin var, var olmayı güzelleştirmek adına. Bunu neden çabuk unutuyorsun ki? Bu kalıcı, değerli sebepler huzurun kaynağı ve var oluşun anlamı. Onları hayatına daha çok yay, senin dengeni bozmak için evrenle işbirliği yapan kafileyi değil. Bundan yirmi yıl sonra, ki yaşarsan, yapamadıklarına üzüleceksin. O halde yapamadıklarını İnya gibi listele ve onlara odaklan tatlı benliğim :))

Bu da kendime cumartesi hatırlatmam olsun günlük :)

Not: Resmi bana İnya gönderdi. Ne güzel yaa..
Devamı >>

22 Mayıs 2014 Perşembe

tutunuş

- 14 yorum
  
"sen tüm kentten daha yalnızdın. okyanus gibi bir yalnızlık…"
Tezer Özlü


Bugün en sevdiğin yemeklerden birini yaptım. Her zaman annem söyler, ikiniz çok seversiniz bu yemeği diye. Onun sesi çınladı kulaklarımda. Fırına patlıcanları közletmek için verdim. Okul çıkışında iki öğrencimi de bindirdim arabaya. Sonra fırının önünde durdum. Ekmekle, közlenmiş patlıcanları fırından getirdiler büyük bir sevinçle. Bir ekmeği birine, ikinci ekmeği diğerine vererek evlerine bıraktım. Eve doğru ekmekleri yiyerek yol alışlarını izledim. Aniden gözlerim doldu. Hava bulutlandı. Akşama teslim olmaya hazırlanan gün, kaç kez giysi değiştirdi ve sen kaç kez gözlerinle belirdin karşımda bilmiyorum.

Bazı akşamlar daha çok beyazlaşıyor saçlarım ve gözlerim daha ıslak bakıyor dünyaya. Anlatsaydın, içine atmasaydın bu kadar biriktirmeseydin dinlerdim diyorum. Ah bir bilsen ne kadar içerleniyorum, içerlediklerine..Yurda gelen ambulansı ve senin içine düştüğün durumu düşündükçe daha da eksiliyorum, yetemiyorum. Oysa bilmiyorsun ne yapsak satır aralarındaki bir boşluğa benziyor tüm çabalayışlarımız. Büyük hedefler, büyük zirveler düşlüyoruz hep hayatımızda. Ama bunun sonu olmuyor. İnsanın duracağı sabit bir yer, sabit bir tatmin olmuyor. Anlatsam şimdi bunları sana belki anlamayacaksın belki de o ağırlıklarını bütünüyle hissettiğin parçalanmış dünyandan uzaklaşamayacaksın. Ancak senin yürümeye çalıştığın yollardaki havayı koklarken, yüreğime söz anlatmaya çalışırken olabildiğince toy ve olabildiğince acemiydim. Şimdi de pek bir şey değişmedi aslına bakarsan. Durmadan bir devinime dönüşürken yaşam ve ben arşınlarken beynimle kitapları daima şuna inandım: 
Hayat her durumda, her koşulda daha iyi bir yerden tutunuşu kendinle getirebilir. 
O iyi tutunuşu bul ve ne olur bırakma..
                                                                                                           Seni çok seven ablan..
                                                                                                                 
                                                                                                         
Devamı >>

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Yılmaz Odabaşı - Şarkısı Beyaz

- 12 yorum

Yazarın daha önce bir çok şiir kitabını okudum. İlk kez bir romanını okuyorum. Kitap, adını Cemal Süreya'nın yayımlanan "Şarkısı Beyaz" adlı ilk şiirinden almaktadır. Kitabın kahramanlarından biri Yılmaz Odabaşı'nın "Yenik Serçe" adlı şiirinden çıkıp geliyor. Şiirlerden el alan ve sıkı yönetim altında doksanların ağır siyasi koşullarında akan bir kitap. Güneydoğuda bir taşrada büyük hayalleri olan, dünyalarına hükmeden feodal baskıdan uzaklaşmak isteyen ruhu sanık birinin zorlu yolculuğu. 

Kitap doksanlar zamanındaki zor koşulları, sınırlılıkları anlatırken o zamanın siyasi resmini çiziyor aynı zamanda onuru ile, düşünceleri ile ayakta durmaya çalışan bir insanın aşk geçidinde tıkanan, acı çeken bir yüreğini anlatıyor. Zulümün baş gösterdiği o kırsal kesimde aşklarda mı bir zulüme dönüşürdü? Yoksa aşk hep bir zulümdü de zaman ve koşul fark etmez miydi?

Günümüzde kazanılan özgürlüklerin o karanlık süreçte hayal bile edilmeyeceği bir zaman. O özgürlüklerin edinilmesi için canından, hayatından vazgeçen insanların dramı. Bu tarz kitapları okumak, o zamanki insanları algılamaya çalışmak tıpkı tarihi sorgulamak ve ona göre geleceğe yön vermek tezini bir kez daha canlı kılıyor.

YENİK SERÇE

I
yaban
ve asi
dağlara dağılan taylar gibi
ve yangın
gençliğinin alazında ışıltılı bıçaklar gibi

adana’da yollara dizilmiş garlarda
çığlık çığlığa peronlarda
çocuklar gibiydi gözleri

/adı nevin
şarap içer, rüzgâr giyerdi geceleyin.../
II
o, kanadı kırık bir kuştu
beyaza vurulmuştu
kimseler görmnedi bir başka renk sevdiğini
kimseler
görmedi kimseler kirlendiğini...

/adı nevin
hüzün kokar ve korkardı geceleyin.../
III
“kendini martılarla bir tutma” derdim; “senin kanatların yok. düşersin, yorulursun, beni koyup koyup gitme ne olursun!”

o, kanadı kırık bir kuştu
gülümserken vurulmuştu
kimseler görmedi uçtuğunu
kimseler
görmedi kimseler öpüştüğünü...

/adı nevin
özlem tüter ve ç(ağlardı) geceleyin./
IV
“ışığın” diyordu: kırılıp düştüğü yerlerden geliyorum; karanlık kördü ve acımasız... ellerimle kırdım ben de kalan kanatlarımı; kanatlarımı kanatmaktan geliyorum...

V
o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı. sonra da çift çıkardık; kar yağardı, biz dinlemez, çıkardık! o kentte bütün sokaklar biz yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı, insanlar dar yapılmıştı, çıkardık!

kar durmazdı, üşüşürdü saçlarına ve hep bir şeylere ağlardı o karlı havalarda... avurtlarına çarpan kar taneleri, gözyaşlarının sıcaklığına çarpıp erirdi... erirdi... biz yan yana, yana yana... yana yana!

/o bir yenik serçeydi sıkılınca ağlamaya çıkardı
ben yürüsem bütün yollar ona çıkardı.../

VI
gitti... kanatları yüreğimdeydi
kalan, elimde minyatür bir kuş şimdi
yitirdim o aşkın kimliğini
hükümsüzdür...

/adı nevin,
ihaneti tutuşturduk bir sabahleyin!/

                                                          Yılmaz ODABAŞI

Devamı >>

18 Mayıs 2014 Pazar

Artık materyal çalışması

- 30 yorum

Haziran ayının ilk haftası kutlanacak çevre haftası münasebetiyle şimdiden okullarda atık malzemelerden yapılan etkinliklere yer veriliyor. Gülce'nin öğretmeni de bu hafta için evde artık malzemelerden bir materyal yapmamızı istedi. Gülce şirinleri çok sevdiği için ufak bir araştırma sonrasında yumurta kolisinden mantarlar ve kartondan şirinler yapmaya karar verdik. Gülce bu faaliyeti yapmaktan çok hoşnut oldu. Minik çaplı şirinler köyüne kağıt havlu rulosundan bir de palmiye ağacı ekledik. Gülce palmiye ağaçlarını genelde güneyde tatile gittiğimizde gördüğü için bu ağaca tatil ağacı diyor.


Devamı >>

uyandığım ses ruhumun

- 8 yorum

ruhumun uslanmaz göçmenliği dur artık. bu göç sevdasından vazgeç. sonu gelmez sarsıntılar. ulu orta yüzsüzlükler. bir alaşım bu. kalay ve kurşunu çoktan geçen. acı ve boşluğun oluşturduğu bir alaşım. aynı oluşum. yine aynı özellikte. aynı yerde. homojen. bitmek bilmez bir ayna yansıması. kendine kıyma. acıyı idare etme gücünü sayıkla.

fi tarihinden kalma kutsal metinleri oku. anlattıklarına bak. gör, anla. salt bir çizgide gidip gelme. bir kaynaktan beslenen bir çok kolu olan bir nehre benze. farklı kollarında akarken, çıktığı kaynağı unutmayan o çağıltılı nehre. denge profiline ulaş.

ruhum göç yolları aynı sona gebe.
ruhum gizemin sende.
ruhum apansız atlayalım
bulutların üstünden
başka var oluşa.
Devamı >>

"bir telaş içinde parçalanmış gibiyim.."

- 21 yorum


"Olur biter
Geçer gider.
Ama canımı yaka yaka yutkunduğum şeyler var.
Olup bitmeyen,
Geçip gitmeyen.
Zaman zaman yine uykusuzluk çekiyorum ama. 
Çok da takılmıyorum artık bu uyku konusuna,
Uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu 
anladığımdan bu yana..."

Cahit Sıtkı Tarancı


sana, başlayan biten, üzerinde oynanan oyunlardan, suçlardan bahsetmeyecek. biliyorsun az çok.
seninle doğru düzgün konuşamadı o. hiç bir zaman. cebinde biriken şiir karalamalarından, yarım yamalak öykü kırıntılarından, beste yaptığı notalardan, hayallerinden hiç bahsedemedi. öyle bir anda her şey sen haline bürünüyordu ki, öyle her şeyi sen yapmayı biliyordun ki. o, sadece dinledi. öyle.
sen onun konuştuğunu sanıyordun. oysa konuşamıyordu. yorgundu. bu dünya üzerinde yaşayamayan ve yeni bir dünya inşa etmeyi beceremeyen yorgun insanları andırıyordu duruşu.

biliyordu. dünyanın kanunu böyleydi. bütün yaşanmış, doğru öyküler yanlış adreslere gönderilirdi. acıyı ise sadece hissiyatı büyük, duyarlılıkları geniş insanlar çekerdi.
Devamı >>

16 Mayıs 2014 Cuma

TELGRAFHANE

- 14 yorum

Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.

1952 / Melih Cevdet Anday
Devamı >>

anlama

- 4 yorum
önlem alınmazsa çoğalır, önlem alınmazsa yok olur. doğru. nokta. menfaatleriniz birincil. kişisel çıkar odaklanmalarınız trajik. Ötekileri, gerçekten ötekileştiren ve anormalleştiren duruşunuz absürd. lüzumunuz yok. zulümünüz var. karantinaya alınmış benliğiniz, çıkış yok. orada o kuytuda öleceksiniz. liğme liğme olacak etiniz. kan tükürüyorsunuz. hala uslanmıyorsunuz. buradan çıkış yok. şiddette adil ol. yerin üstündekine de yerin altındakine de. 

gizem yok dedi biri alnındaki teri sildi. koşmaya devam etti.
bir buçuk saat demiri ısırdık dedi öteki dudağını ıslattı. ağlamaya devam etti.

yaramı sarma yaram derindir!


İnsanların kaçtıkları şeylere iyi bak;
onlar delicesine merak ettikleri şeydir unutma.

İnsanların yanında olanlara, ellerinde bulundurdukları her şeye iyi bak,
onlar yanında olanlar, ellerinde bulundurdukları, çantada keklik olarak gördükleri hep unuttuklarıdır
hep hiç yerine koyduklarıdır unutma.

uğraşma.
anlama.
Devamı >>

15 Mayıs 2014 Perşembe

Soma

Türkiye 19 yıldır masada duran, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 numaralı "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi"ni imzalasın ve karar TBMM tarafından onaylansın. 


Soma'da yaşananların son olması, bir daha hiçbir madende böyle faciaların yaşanmaması için Türkiye'nin "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi" şart. 
Bianet'ten Elif Akgül'ün haberinde verdiği detaylara göre, sözleşme maden işletmesi sahiplerine ve hükümetlere önemli sorumluluklar getiriyor.
1995 tarihli sözleşmeyi 26 ülke imzaladı. 4 Haziran 2014'te Fas’ta, 19 Temmuz 2014'te de Rusya’da yürürlüğe girecek olan sözleşmeyi ise Türkiye imzalamıyor.

17 Mayıs 2010’da 30 maden işçisinin öldüğü Zonguldak’taki patlamanın ardından Türkiye ILO 176’yı yeniden gündemine almış ancak imzalamamıştı.
Sözleşmede neler var?
* Sözleşmeyle işverenler kazaları önlemek için her türlü önlemi alma, işçileri bilgilendirme ve eğitme yükümlülüğü altında.
* İşverenler riski kaynağında bertaraf etmek, güvenli çalışma sistemleri tasarlamak, kaza riskleriyle ilgili işçileri bilgilendirmek ve kaza olduğunda gerekli tıbbi yardıma ulaşmalarını sağlamak zorunda.
* İşverenler sözleşmeyle kaza sonrasındaki sağlık ve kurtarma etkinliklerinin kalitesinden de sorumlu hala getiriliyor.
* Sözleşme, hükümetlereyse teknik kılavuzların hazırlanması, denetimlerin düzenlenmesi, denetimlere ilişkin gerekli yasal düzenlemelerin sağlaması ve kazaların etkili soruşturulması gibi yükümlülükler getiriyor.
* İşçilerin ve temsilcilerininse kazaları, riskli durumları bildirmek, güvenlik ve sağlıklarına ilişkin koşullara dair bilgi edinmek, güvenlik ve sağlık önlemlerinin karar süreçlerine katılmak gibi hakları ve yükümlülükleri var.
Sözleşmeyi imzalayan ülkeler şunlar:
Arnavutluk, Ermenistan, Avusturya, Belçika, Bosna Hersek, Botsvana, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Almanya, İrlanda, Lübnan, Lüksemburg, Norveç, Peru, Filipinler, Polonya, Portekiz, Slovakya, Güney Afrika, İspanya, İsveç, Ukrayna, ABD, Zambiya, Zimbabve (EA)
NOT: Kampanyayı imzaladıktan sonra Facebook ve Twitter' arkadaşlarına paylaşarak daha çok kişinin destek olmasını sağlayabilirsin.

Devamı >>

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Albert Camus - Yabancı

- 26 yorum

"Vaktimin geri kalan kısmını oldukça iyi idare ediyorum. O zaman sık sık düşünüyor ve içimden: beni kuru bir ağaç kovuğunda yaşamaya zorlasalardı da gökyüzüne bakmaktan başka bir işim olmasaydı, yavaş yavaş buna da alışır giderdim, diyordum."

Kitabın kahramanı Meursault, kalıplara uymayı reddeden diğerlerinden daha mutsuz, daha yalnız olan boş bilinçle yaşayan değişik biri. Olay örgüsü Meursault'un annesini kaybetmesi ile başlıyor. Bu başlangıç sonrasında yaşanılanlarla birlikte karakterin insanlara, meydana gelen durumlara, olaylara hülasa hayata yabancılaştığı anlatılıyor. Olaylar kısa bir zaman diliminde gerçekleşiyor. Kitap sizi yormayacak yazar tarafından öznel bir üslupla aktarılmış çok sade bir dile sahip.

Yabancı, toplumda genel geçer davranışların dışında bir yaklaşıma sahip olan Meursault'un işlediği suçtan daha çok toplumla ayrık düşen tutumundan ötürü yargılanışını anlatır. Toplumun kabullenmediği bu duyarsızlık; dışlanmanın ve yabancılaşmanın temelidir. Kahramana göre içinde bulunduğumuz evren bizim irademiz dışında var olmuştur. Ona anlam yüklemek de gereksizdir. Hakikat özneldir.

Camus, kitapta absürd yani usa aykırılık kavramının üzerinde dururken bunun yanında her şeyin değerden yoksun olduğunu ifade ederken felsefi yaklaşımlardan nihilizmi ( hiççilik ) de irdelemektedir.


Devamı >>

13 Mayıs 2014 Salı

Maden Ocağı

Yerin derinliklerinden geldiler, ellerinde
susmak bilmeyen bir yer altı güneşiyle, ne kadar
diplere bastırılsa o kadar boğulmak bilmez yankısıyla
yüreklerinin.

Ağır ağır geldiler, karanlık sarnıçlardan sıza sıza,
sağır küplerde birike birike, yararak kaslarının içine
yuvarlanmış sızıları ve ciğerlerinde yer etmiş
ışıksız lekeleri.

Geldiler bir büyük sesin harfleriyle ağızları dopdolu,
suskun çamuru küremek için kentin gölgeli
sokaklarından, sıyırıp almak için yıllardır gökyüzüne
birikmiş pası, ovmak için isli alnını sabahın.

Anıt bildiler sıradan ve gösterişsiz bir günü, diyecek
sözleri varsa anıt bildiler, akacak bir yatağı varsa
ırmaklarının ve atacak köprüleri varsa anıt bildiler,
toplandılar o anıtın çevresine.

Sonra her gün geldiler, artarak geldiler, kadınları
çocukları ve alkışlarıyla, yoğurt mayalar gibi geldiler,
pişkin ekmekleri bölüp de paylaşır gibi, su gibi, ateş gibi.
                                                                 Kemal ÖZER

Soma maden ocağı kazasındaki işçi kardeşlerimiz için dua edelim. 
Sağ salim kurtulmaları için.

Devamı >>

Gün aydı..

- 34 yorum


Pamuk gibi bir bulutun içinde uyandım bugün mavi. Uykumun sünen uzunluğunda güzel düşler gördüm. Bir bulutun yumuşaklığında, aklığında uyanmak nasıl güzel mavi nasıl..
Bulut kardeş, güzel bir uyku verdi sonra dünya bizi döndürdü ve ben yeryüzündekilere mavi gökten baktım. Ağaçlara, nehirlere, evlere, tarlalara, dağlara.. Tarifi mümkün olmayan çağrışımlara gark oldum. Uzaktan bakmak çok başka mavi. Bambaşka. Nasıl desem, öyle hafif, öyle kuş gibi.

Bulut kardeş çok sonra koca bir dağın ardına yağmur damlalarını bırakacağını söyledi. Beni de gök kuşağından istiyorsam bir kuş aracılığıyla yeryüzüne bırakacağını söyledi. Bir kuşun kanatlarında indim bir mısır tarlasına. Oradan bulut kardeşin yağmuruyla yıkadım elimi yüzümü. Ansızın gök kuşağının yedi rengi damladı üstüme. Bu renk yağmuru, bu coşku, bu heyecan ben de kalmayacak farklı yüreklere akacak onları da güzel bir güne, iyi bir başlangıca uyandıracaktı. Hissediyordum.

Döndüm mısır tarlasına. Dokundum bir mısır püskülüne sevgili Aydemir gibi:
-Ne kadar güzelsiniz! dedim mısır püskülüne. 
Ne kadar güzelsiniz! dedim o tarlaya, büyük ağacın yapraklarına..

Gülümsedi her şey bana, küçük bir sevgi kabuğu kırıldı o an. 
Ne kadar güzelsin ey yaşamak dedim, 
Damla olup yaprakta bana gülümseyen yağmur ne kadar güzelsiniz!
Devamı >>

Baca Temizleyicisi

- 26 yorum

Annem öldüğü zaman çok küçüktüm,

Ve babam sattı beni henüz dilim bile

Dönmezken "temizle! temizle! temizle!" demeye
Artık bacalarınızı temizliyorum ve uyuyorum is içinde.

Küçük Tom Dacre var ya, ağladı, kıvırcık saçlarını
Kuzu sırtı gibi kırktıklarında, dedim ki ona
"Sus, Tom! hiç takma kafana, başın çıplak ya
Biliyorsun kurum kirletemez artık olmayan saçlarını."  

Ve o ağlamayı kesti ve o gecenin derinliğinde
Tom uyuduğunda, neler gördü düşünde!
Binlerce baca temizleyicisi,Dick,Joe,Ned ve Jack,
Onların hepsi kara tabutlara kilitlenmişti

Ve bir Melek geldi ışık saçarak anahtarıyla,
Ve açtı tabutları ve azat etti onları;    
Sonra çayırda zıpladılar güldüler koştular
Ve ırmakta yıkandılar ve Güneşte parladılar.

Sonra çıplak ve pak, bütün yüklerini artlarında bıraktılar,
Bulutlara ağdılar ve rüzgârla dans ettiler;
Ve o Melek Tom'a dedi ki, iyi bir çocuk olursan
Tanrı baban olsun, neşe de hiç gerekmez artık. 

Ve Tom uyandığında; ve biz karanlıkta kalktık,
Ve çantalarımızı fırçalarımızı alıp çalışmaya koyulduk,
Sabahın ayazı boyunca, Tom mutluydu ve şevkliydi,
Herkes işini yaparsa gerek kalmaz ki kötülükten korkmaya.

                                                           Masumiyet Şarkıları
                                                             William Blake



Devamı >>

12 Mayıs 2014 Pazartesi

- 8 yorum

İçe dönüksün sen.. Başkalarının büyük tesir denizinde boğulman ondan.. 

"boşuna heveslenmemekte yarar var, insanların asında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir. herkesin derdi kendine, dünyaninki de hepimize. insanlar o acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına, sevişme sırasında, onu ötekinin sırtına yıkarak, ama beceremezler tabii ve ne yaparlarsa yapsınlar, sonunda tüm acılarıyla baş başa kalırlar ve bir daha denerler, bir kez daha acılarını kakalamaya çalışırlar."çok güzelsiniz, küçükhanım" derler. ne ki yaşam onları yeniden yakalayıverir, aynı küçük numarayı bir kez daha deneyinceye kadar, "ne de güzelsiniz küçükhanım!..."

bu arada acılarından kurtulmayı başardıklarını söyleyerek böbürlenirler de, gelgelelim herkes gayet iyi bilir, değil mi, bunun hiç de doğru olmadığını, o acıyı bal gibi bütünüyle kendi içimizde sakladığımızı. bu numaraları yapa yapa yaşlandıkça giderek daha da çirkin, itici bir hal aldığımız için artık acımızı, iflas ettiğimizi gizlemekten bile aciz kalırız, en sonunda insanın ta derinlerinden suratına kadar ulaşmayı başarabilmesi şöyle bir yirmi, otuz yıl, hatta daha fazla zaman alan o sevimsiz ve çirkin ifade, gitgide yüzümüzde sıvaşmadık yer bırakmaz. insan dediğin işte bu işe yarar, sadece bu işe, ekşi bir surat ifadesi üretmek, biçimlendirmesi tüm ömrünü alan, hatta gerçek ruhunun bütününü eksiksiz yansıtabilmek için oluşturulması gereken asıl surat ifadesi o kadar ağır ve karmaşıktır ki, bunu tamamlamaya insanın ömrü bile her zaman yetmeyebilir..."
(l.f.celine)

***

Sartre'ın onun için "Tek yapacağı şey, kendi ölümünden sonra yaşamaktır." dediği Baudelaire’e bir gün bir eleştirmen:
“Ne yazık ki yazmayı seçtiğiniz konular o kadar…”
Ozan, soğukça sorar: “O kadar ne?”
Adam şaşırır: “O kadar tüyler ürpertici ve sevimsiz ki! Neden böyle?”
Baudelaire soğukkanlılıkla: “Bayım, ahmakları şaşırtmak için!” der.
Başka bir soruya ise şu yanıtı verir: “Herkeste tiksinti ve korku uyandırdığım zaman, yalnızlığı fethetmiş olacağım! Her şey yalnızlık için!”
1881’de annesine yazdığı mektubu onun yalnızlığını açıkça ortaya koyar:
“Yalnızım, dostlarım yok, sevgilim yok, köpeksiz ve kedisiz kaldım. Derdimi kime anlatayım: Yalnız babamın resmi var, o da her zaman sessiz.”

Ey hüznüm; yeter, sakin ol, dinlen biraz artık;
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam;
Siyah örtülere sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Charles Baudelaire

Devamı >>

11 Mayıs 2014 Pazar

ılık bir yağmur ol anne..

- 72 yorum

Canım kızım, cuma günü okulca çok güzel bir anneler günü programı hazırlamıştınız. Annelere tatlı şarkılar söylediniz. Hazırladığınız hediyeler çok güzeldi. İzleyen tüm anneler çok duygulandı. Ve sen yine çok başarılıydın. Bana dünyanın en özel duygusu olan anneliği tattırdığın ve yaşamımı daha anlamlı kıldığın için çok teşekkür ediyorum. Seni çok seviyorum.


Beni doğuran da bir candı. Bana yaşamayı öğreten de büyük bir kalpti kızım. Ilık bir yağmur gibi kanayan yerlerime yağan insan, annem. Karşılıksız sevginin, şefkatin durmadan akan çağlayanı. Onun ve tüm güzel annelerin her gününün özel, yaşanılası ve mutlu olmasını diliyorum..

Anneme..

demin başımı kaldırıp baktığımda göğe
gülümseyen yüzünden bir yağmur damlası
düştü tenime
göğümde büyüyen bir bulut olmalıydın sen
yağmurlarını yağdırmaktan bir an usanmayan

bir an sevginin gücünden yoksun bırakmayan
sınırsız bir sevgi evreni olmalıydın sen
başımı dizine yasladığımda
ellerinle okşarken saçlarımı
kalbimde gülümseyen bir şefkat olmalıydın sen
karanlığıma yayılan sükunetin içinde bitmeyen
bir haykırış olmalıydın sen
sonbaharıma, zemherime her yönden doğan
bir güneş olmalıydın sen

seni çok özlüyorum annem..




Devamı >>

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Kedi

- 20 yorum

Tavan arasına kaçan çocuk
erik ağacından görünen göğü düşünür
akşamın acısı içine çökünce uyur

benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocukluğumu
ahmak bir ayak ezdi

ağaçların arasında unutulan çocuk
yapraklarda güneşi görür
ve hareli denizlerde gezdiği günü düşünür

küçük kedim bana sürün
kediler ağlamaz
çöp tenekelerinde ölür
sıska kediler
damlardan çok mezbelelerde görünür

küçük kedim
molozlu sokakların ağır uykusundan gerin
bilirim ki sen
bu çöplükten değilsin
benim gibi garipsin
ikimizin de unuttuğumuz
kuşları bol
ağaçları bol bahçelerdensin
koca duvarlı sokaklarda sıkılmışsın
ve canından bıkmışsın

Asaf Halet ÇELEBİ

Devamı >>

birtakım minnoşluklar :)

- 20 yorum

Sabahlığımın cebimden çıkan yeşil çaya bakıp iyice organiğe bağladığımı düşündüm. Yeşil çay için su koydum ketıla. Aç karnına yeşil çay. Organik Mavi. Hem Nestle çikolata ile ciddi düşünüyorsun hem de sabahları yeşil çay içiyorsun. Kuzum sen onunla ciddi düşünüyorsun da o sana nötr. Sana kattığı kilolar da cabası. Vazgeç bak, bu ilişki yürümüyor :)

Dün akşam üzeri yokuşlu yürüyüş parkurunda bir saate yakın yürüdüm ara ara koştum. Postürümü bozmadım, karnımı hep içime çektim, omuzlar kalkık, boynum dik. Kutsal spor kitaplarına göre iyi kalori yaktım. Sonra ne mi oldu? Ayaklarımın sızısı ile uyandım. Ayaklarımı duvara dikerek uzun müddet kaldım gelsin karbonatlı ayak bakım kürleri. Ah tempolu yürüyüş ahh :)

Sabah telefonu açtım whatsapptan Elsa bir şarkı göndermiş. Şarkı bir tuhaf başladı. Hılbaaa hılbaaaaa. O ne ki dedim ? Bir de baktım bizim Elsa ile şarkımız: Tarkan, çok ararsın beni?
Bu şarkının anlamı bizim için büyük. Bir de onunla söyleyiş tarzımız çok komik. Şarkı çalıyor ben kahkahayla gülüyorum. Bu da benim cumartesi yamulmam, şımarıklığım :)

Günaydın Minnoşlar :)


Devamı >>

8 Mayıs 2014 Perşembe

civciklerimden :)

- 52 yorum

Okuldaki Haller:

Öğretmen kılık kıyafettteki değişiklikleri anlatmaktadır. Çocuklar siz ne tür kıyafetler giymeyi seviyorsunuz?
İpek söz hakkı alır, öğretmenim abiyeee :D

Dikte çalışması yaptırırken Ahmet Can bağırır öğretmenim Enes doğru yazmak bilmiyorr, bütün nefeslerim bitti anlamıyorr:D
Kaç defa söyleyeceğim çocuğum yazmak değil yazmayı diyeceksin evladımm..

- Öğretmenim laabom geldi gidebilir miyim?

- Öğretmenim bugün eve gidince annemden para alıp iki tane civcik (civciv) alıcam. Tek alırsam ölür, o yüzden iki tane alıcam.

- Çölde bebek cinsinde katil var. İnsanları öldürüyor, o yüzden çölden gitmemeliyiz örtmenim.. 
( çöl derken boş, ıssız alanları kastediyor)

- Öğretmenim galiba bunlar eve aşık olmuşlar. Baksanıza dakika sayıyorlar, ev mi önemli okul mu:D

- Örtmenim bu nazarı önce sizin sonra da arkadaşlarımın üzerinde gezdirebilir miyim? Nazar değmesin..

- Öğretmenim dün akşam babam bissürü eşya aldı. Dondurmanın birazını yedim birazını da bu akşam küllahta yiyeceğim.

- Öğretmenim kediler miyav diyer, diyer değil evladım deeeeeer:D

Melek Şeyda öğretmen derse kendini kaptırmış anlatıyorken usul usul gelir, kulağınıza bişey söyleyeceğim, Öğretmenim herkes mutlu olsun:D
Benim canım öğretmenim çok tatlı:D
Sizin gibi bir öğretmen olacağım :)

Öğretmenin ağzı kulaklarına varır ve Şeyda'ya sarılır. O gerçekten sınıfın meleğidir ve teneffüslerde ona içinden bir şey sorar, bu dileğim olacak mı olmayacak mı diye. Şeyda hep evet der, olacak der.

Öğretmen bazen onların dünyalarında kaybolsam hiç gerçek hayatın yolunu bulamasam diye geçirir içinden..


Not: Öğrenciler birinci sınıf öğrencisidir.



Devamı >>

7 Mayıs 2014 Çarşamba

♥ Ahucum ♥

- 19 yorum

Benim tatlı arkadaşım Ahucum, canımcımm taa Almanyalardan bana mektup gönderdi. Dün alabildim. Mektubumun içine sevgi damlacıkları ve oraya ait bir fotoğraf yerleştirmiş. Çook mutlu oldum.Yaşamıma ilham olan bu anlar çok değerli benim için. Çok teşekkür ediyorum ve kocaman kocaman öpüyorumm :)





Devamı >>

6 Mayıs 2014 Salı

my baby ♥

- 52 yorum

Dün okula giderken avucunun içine öpücüğümü gizledin, beni özlediğinde avucunun içine bakacağını ve beni orada göreceğini söyledin.
Dün arabada 'anne benden bir tane daha olsaydı ödevlerimi yapardı, kıyafetlerimi giydirirdi ne iyi olurdu değil mi?' dedin.
Üç haftadır pazar günleri piyano kursuna gidiyorsun. Öğretmenin umut vaat ettiğini söylüyor. Ne güzel..

Küçük parmakların öğrendiğin piyanonun notalarında gezinirken, içindeki şarkının en umutlu en masum notaları da hayatın en güzel anları ile bütünleşsin kızım ♥
Devamı >>

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Hale Nur Durmuş - Vincent Konağı

- 28 yorum

Kavanozdaki Beyin blogunun yazarı sevgili Sessiz Gemi'nin ilk romanı. Kendisini öncelikle tebrik ediyor ve böyle güzel bir romanı bizlerle buluşturduğu için çok teşekkür ediyorum.

Fantastik roman türünü çok fazla okumamış olmama rağmen Vincent Konağı'nı yadırgamadan iki günde büyük bir heyecan ve merakla okudum. Fantastik romanlar, gerçek ve bilinen dünyanın ötesinde hayal gücüne dayalı bir dünya oluşturarak burada geçen olayların, öykülerin anlatıldığı romanlardır. Bu türün sanırım en eski örneği, Gılgamış'tır. Çünkü o da sonsuz hayat anlayışını aramaktadır.

Yazarın bu türü tercih etmesi gerçek bir dünyanın yanı sıra gerçek üstü bir dünya oluşturması onun zengin hayal gücünü ortaya koymaktadır. Kitap, belli bir mesleği olmayan ana karakter Rita Winterson'un çocuk bakıcılığı işine alınması ile başlıyor ve bakıcılığını üstlendiği çocuk Martha ile birlikte gizemli, sıra dışı olayların içinde akıyor. Bu macera dolu dünyanın sonunda Rita  ve Martha bu zorlu yolculuktan aklanabilecekler mi, bedenlerini kurtarabilecekler mi, ruhlarını bu ansızın dahil oldukları alemin yansılarından koruyabilecekler mi? Kitap bu sorularla içinizdeki merakı uyandırıyor, olayların akıcılığı ile gece uykunuzdan uyandırıp kaldığınız yerden okumaya ve onu bırakmamaya çağırıyor adeta.

Yazarın duru anlatımı ve oluşturduğu macera dolu o alem, ayaklarınızı, benliğinizi yeryüzünden alıp, o esrarengiz atmosferin içinde gezinmenizi sağlıyor. Kitabın sonunda ruhların izleri silinebilir miydi? diye soruyor karakterimiz. Herkesin ruh izi, parmak izi gibi farklı olurmuş. Ruhların izi belki siliniyor gibi gözükse de unutulmazmış. İşte bu akıcı, güzel romanda da yazarın ruhundan silinmeyecek izler bulacağınızı düşünüyorum.

Kalemindeki özgün üslup, iyi betimlemeler, tasvirlerle; engin, farklı hayal dünyasından yansıyan nefes kesen yolculuklarla nice romanlar üreteceğini düşünüyorum. Hepinize bu güzel romanı tavsiye ediyorum, okuyun ve okutun :)
Devamı >>

4 Mayıs 2014 Pazar

Ahmet Haşim - Bize Göre ve Bir Seyahatin Notları

- 16 yorum

“Beş, altı seneden beri edebiyatımızın gösterdiği çıplaklık manzarası bütün fikir adamlarını düşündürse yeri var. Okuyup yazmanın halk arasında taammümü ve binaenaleyh kari adedinin çoğalması nispetinde yazı hünerine ârız olan bu tereddînin anlaşılmaz sebepleri hakkında hayli şeyler söylendi. Felce uğrayan maalesef yalnız edebiyatımız değildir. Bu hüzal rengi, gizli bir hastalığın sarılığı gibi, ruh ve hayalin bütün bahçelerine sirayet etmekte ve bütün yaprakları, yer yer soldurup kurutmaktadır.” 

1920'lerin sonlarında yazılmış şu cümleler bir edebiyat adamının edebiyattaki gerilemeye koyduğu teşhisi ve bunun sebeplerini daha da geniş bir alanda aramak gerektiğini ne güzel anlatıyor. Gelelim genel olarak kitaba..
Kitap iki bölümden oluşuyor. Öncelikle Bize göre adlı bölüme bakalım:
Bize göre adlı bölümde değişik konularda yazılmış denemeleri görüyoruz. Mevsimler, çingeneler, mecmualar, şairler, kadınlar, sinema gibi farklı konulara ilişkin bol bilgi ve gözlemi dile hakim bir üslupla aktarmış sevgili Haşim.

İkinci bölüm yani Bir Seyahatin Notları yurt dışı seyahatlerine ilişkin yazılardan oluşmakta. İlk durak İtalyan şehri Napoli, sonra Marsilya ve Paris. Paris'te gezdiği hayvanat bahçesi, inşa edilen Türk camisi, sokakları ve temizliğine çok da dikkat etmeyen halka rağmen sokaklara sirayet eden taze gül kokusu, yazarın bahsettiği konulardan bir kaçı. Sürekli et ve şaraptan başka bir şey tüketilmeyen bu yerde çektiği sebze özlemi ve Saint Germaine Bulvarı'nda az bulunan bir kitabı ararken bir vejeteryan lokantasında sebze hasretini gidermesi, oradaki ediplerle Kübizm, Fütürizm, Dadaizm ve Sürrealizm üzerine ve Fransız edebiyatının manzarası üzerine sohbetleri bu notlardan bir kaçı. Aynı zamanda yazar, o zamanlardaki Paris'in görünen yüzünün dışında fuhuş ve rezalet girdabına dönüşen halini de anlatıyor.

Bu kitapta Ahmet Haşim şiirde olduğu gibi nesirde de, dil ve üsluba önem vermiş, zengin teşbihlerle, ince ve şaşırtıcı buluşlarla Türk nesrinin en iyi örneklerini meydana getirmiştir.

Bize Göre' den :

Gazetecilik, ticaret şekline dönüştükten sonra, kendisine “müşteri” ismi verilmesi daha doğru olan okuyucunun hoşuna gitmek gayretiyle gazeteler giderek sütunlarından “fikr”in bütün şekillerini süpürüp attılar. Sf.23
Bahar bir muhasebeci gibi, hayata yeni kavuşturduğu yaratılmışların sayısını yaşayanların toplamından sürekli çıkarmakta. Sf. 29
Herhangi bir sahada insanın artık daha ileriye gidemeyeceğini düşünenler, bilmeyerek onu hayvan seviyesine indirmek isteyenlerdir. Eleştirmen ise her insani bilginin hâlâ gelişip olgunlaşmaya muhtaç olduğunu bağırmakla, her sabah insana hayvan olmadığını hatırlatıyor. Sf.44
Fen, yağmuru lazım olduğu zaman yağdırmak imkanını bulmadıkça veyahut suyun yerini tutacak bir madde keşfetmedikçe dünyanın mutlak hakimleri, şu kızıl ufuklar üzerinde sıra sıra yürüyen ve gürleyen siyah bulutlar kalacak. Sf.51
Her hayvanın avı, kendisinden daha küçük ve daha savunmasız bir yaratık iken, tahtakurusunun gıdası, kendisinden bir milyon defa büyük kuvvetli olan insanın derisi altındadır. Ne ağlanacak talih. Sf.77
Sanki yere yıkılmış bir sema parçası üzerinde yürüyorsunuz ve sanki bütün bu yanan esrarengiz kedi gözleri, bu semanın yere dökülmüş hiddetli, korkunç yıldızlarıdır. Sf.80
Ahmet Haşim

Devamı >>

3 Mayıs 2014 Cumartesi

ruhuna güzel bak olur mu :)

- 34 yorum

Olumsuza meyilli bir mizaca sahip olmayı kimse istemez. Doğuştan negatif duyguları ebeveynlerden, yaşadıklarından ve yakın çevrenden öğrenirsin. Yaşanan olumsuz olaylara herkes farklı tepkiler gösterir. Bu tepkilerin değişkenliği zaman, yaşanmışlık, farkındalık ve tecrübe ile yakından ilintilidir.

Olaylara, olgulara tepki verirken bilinç altın bunu fazlasıyla dikkate alır ve direkt kaydeder. Bunun yanında kişilere yüklediğin anlamlar verdiğin tepkilerle doğru orantılıdır. Anlam, etkiyi büyütür ve tepkinin şeklini de değiştirir. Ne kadar az anlam yüklersen o kadar az etkilenirsin. O yüzden anlam yüklediğin kişilerin, olayların farkında ol. Olduğundan fazla anlam yükleme.

İnsanın öteki, diğer kişiler tarafından nasıl algılandığından ziyade kendini nasıl gördüğü önemlidir. Başkalarının görüşleri, başkalarının tepkileri bu iç görünü değiştirmesin. Sen ışığa hep bakarsan, onu hep görürsen; o seni er ya da geç aydınlatacaktır. Ruh, beden, zihin bütünlüğünü asla unutma. Kendine inan.


İçsel ortamını bu doğrultuda yürütmeye çalışırken, dışsal ortamı da kötü enerjilerden uzak tutmak adına şunları yapabilirsin :

Evinin hangi alanını sıklıkla kullanıyorsan oraya bir saksı lavanta, bir saksı fesleğen yerleştir. Aktardan günlük otu al, ocakta yak, dumanını bütün evde dolaştır ve bildiğin bütün duaları oku. Bu bütün kötü enerjileri temizler. Evi silerken sirkeli su ile sil. Bir de radyasyondan koruyan kaktüsleri de evinden eksik etme.



Devamı >>

2 Mayıs 2014 Cuma

Sabahleyin

- 34 yorum

Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim
Beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde
Eliniz beyazken uzatın isterim
Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim

Ben ışıklar konfetler bayramlar istemem
Uzanmışım gölgeliğe bir başıma
Şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan
İçten içe ürküyorum ama
Böyle de iyiyim

Siz dayanılmaz bir "Günaydın"sınız
Sabah sabah insanı ayağına getiren
Hiç yoktan dünyayı kendini sevdiren
Siz çocuk ağızlı bir "Günaydın"sınız

Çocuk ağzınızla biraz daha durun
Gittiğinizde güz gelmiş olacak

Güz gelirken bir yanı kara sevdalarla
Avcumda bu yavru kuş varken tedirgin
Sizde tutunacak yaslanacak kollar
Biraz daha durun biraz daha
Karayı kaldırın mavi koyun umudumu götürmeyin

Gülten Akın

..................
ne üs kurmaya geldim yıldızına
ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Kola-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adına
mutlu emeklerde mutlu dinlenmeler adına
"Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber"
diyebilmek adına
evlerin
yurtların
dünyaların
ve kosmosun kardeşliği adına...
   Nazım Hikmet Ran




Deniz’in sesi de gelir sana
serinliği de -
kapını açabilsen..

Oruç Aruoba
Devamı >>

1 Mayıs 2014 Perşembe

Şaziye'li günler :)

- 26 yorum

Dün gece yediği iki dilim kocaman çikolatalı pastanın pişmanlığını sabah içinde hisseden Şaziye, aç karnına  yüzünü buruştura buruştura koca bardaktaki lahana suyunu içiyordu. Bir yandan da eşinin dünkü sebze pazarından özenle seçtiği kalp şeklindeki patatese bakıp bakıp hüzünleniyordu. Senin için almıştım demişti, bunun anlamı neydi ki? Patates şeklindeki kalp, patatese dönüşen sana özel, der gibi. Bu sonu gelmez düşüncelerin içinde toz gibi dağılırken zil çaldı üst üste. Bu karşı komşusu Saadet'in zili çalma şekliydi. Hiç bir şey sormadan pat diye dalardı içeri Saadet, hemen mutfaktaki sandalyeye otururdu. Saadet, yine mi lahana suyu içiyorsun ya boyuna göre kilon çok iyi ya ne dert ediyorsun? İçme bu iğrenç şeyleri. Bunları sıralarken masanın üstündeki kalp şeklindeki patatese heyecanla bakarak, bunu nereden buldun kız, kalp şeklinde patates ne güzel, dedi. Eşinin dün pazardan özenle seçip ona getirdiğini ve buna bile oturup ağlama potansiyelinin olduğunu ifade etti Şaziye. Saadet ise, terrible two'ya yakalanmış çocuk gibisin Şaziye, bu muayyen günlerde alnına bir işaret koymak lazım senin. Bugünlerde gerilimi bilmem kaç olan bu kadından uzak durun diye, takma kafana bunları, geniş ol annem geniş. Bak bana ne kadar genişim:) Bunları söyleyen Saadet, gerçekten bedenen de ruhen de geniş bir kadındı. Hiç bir şeyi takmazdı kafasına. Feleğin sillesini defalarca yemiş sonra da ona sille atmayı öğrenmiş kadınlardandı. Ne olursa olsun Şaziye'nin en çok sevdiği komşusuydu.

Saadet, Senin trajikolik hallerinden ne diye geldiğimi unuttum. Bak ne diyeceğim, bugün işçi bayramı, çocuklar tatil, bizde işçi bayramını şu tepedeki mesire yerinde kutlayalım çocuklarla. Kahvaltı tarzı bir şeyler yaparız. Ben fırında karışık kızartma yaparım sen de kek çırp, bir de buzluğa attığım börekleri de çıkardım hemen onları pişirir çıkarız, dedi. Şaziye öğrenciliğinde işçi bayramını kutlamak için eylemlere katıldığı günleri anımsadı ve yine hüzünlenmeye başladı. Saadet, gene ne oldu, bunda üzülecek ne buldun? dedi. Şaziye, gençliğinde işçi bayramlarında halaylar çeken o kızı anlattı. Saadet dinliyormuş gibi yaptı. İsmin gibi ol annem gönlünü ferah tut hep, bulandırma içini. Bak ben börekleri fırına atmaya gidiyorum. Gelene kadar yine bir bunalım kazanında kaynama olur mu? Güzel bir gün geçirelim, akşam da kandil, dua ederiz, damla çikolatalı irmikli helva dağıtırız komşulara, diyerek kapıyı çekti. Şaziye, ismine ters düşen bir ruha sahip ender insanlardandı.


Hemen keki mikserle çırpıp fırına attı, kahvaltılıkları küçük saklama kaplarına özenle yerleştirdi. Çayı termosa boşalttı. Çantaya oğlu için yedek kıyafet koydu, ıslak mendil, kaynatılmış su, güneş kremi, şapka aldı. Saadet'in zile basmasıyla kapıyı kitleyip aşağı indiler. Şaziye arabanın kontağını tam çalıştırırken oğlu Yiğit: anne bak Emirhan uçurtma getirmiş hani benim uçurtmam? diye ağlamaya başladı. Şaziye, hemen yukarı çıkıp çocuk odasındaki dolaptan Yiğit'in uçurtmasını getirdi. Yola çıktılar nihayet.

Mesire yerinde parka yakın yere oturdular. Çocuklar parkta oynarken iki can arkadaş büyük bir özenle sofrayı kurdular. Kahvaltılarını yaptıktan sonra yıllardır görüşmediği bir arkadaşına rastladı Şaziye. Arkadaşı üç çocuklu bir anne olmuştu. Hemen çocuklarını tanıştırdı Şaziye'ye. En küçüğünü kucağına alıp severken Şaziye, arkadaşı da Yiğit'i sevdi. Arkadaşı, Şaziye'ye: Yiğit ilk doğduğunda Treysi diye bir kadının yatır- kaldır yöntemini uyguluyordun, sen uyuyacaktın neredeyse, Yiğit hala uyumuyordu. Ay hala öyle misin minicik çocuğa rutin falan deniyordun. Bak ben rutinsiz üçüncüyü yaptım. Patavatsız arkadaşına iyice gıcık olmaya başlarken, üçüncü çocuk akan burnunu Şaziye'ye silerek sarılmaya devam ediyordu. Şaziye ise, yok o kadar abartmıyorum, artık büyüdü, biricik Yiğit bize yetiyor, dedi. Arkadaşı tek çocuğun olumsuzluklarını sıralarken, Saadet Şaziye'yi ve arkadaşını nescafe içmek için çağırdı. Arkadaşı gelemeyeceğini söyledi ve Şaziye'ye veda etti. O da üçü bir arada kahvesini hazırlayan Saadetle diğer arkadaşının sözlerini unutarak, oturmaya devam etti. Yiğit'in ikinci kıyafetini değiştirdi, sonra çocuklarla hep beraber uçurtma uçurdular. Saadetle çoraplarını çıkarıp ağacın altında çıplak ayakla toprağa ayaklarını bastılar. Çocuklarla topraktan pasta yaptılar. Uğur böceklerine şarkı söyleyip onları uçurma yarışı yaptılar. Top oynadılar. Salıncakta sallandılar. Çimlere yatıp bulutların garip şekillerinden hayvan figürleri çıkardılar. Çiçek topladılar. Çocukların iyice enerjisi bitince eve dönmek için hazırlandılar.

İçsel sesini, bir kenara bırakan Şaziye, yaşama karışarak ona gerçekten dokunmayı hissettiren; çocuğu için, sevdiği dostu için, uyanışlarını hep diri tutan doğa için, kalbinden teşekkür etti kainatın muhteşem yaratıcısına. Gönlü ferahlamış bir şekilde eve doğru sürdü arabasını.
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram