30 Nisan 2014 Çarşamba

Franz Kafka - Aforizmalar

- 16 yorum

Evden çıkıp gitmen gereksiz. Masa başında otur ve bana kulak ver. Kulak vermesen de olur, sadece bekle. Beklemesen de olur, tamamen sessiz ve yalnız ol. Dünya ,maskesini düşüresin diye,kendini sana sunacaktır;başka bir şey gelmez elinden,cazibeye kapılmış,ayaklarının dibinde kıvranıp duracaktır.”

Kafka'nın Aforizmalar adlı kitabı " Günah, ıstırap, umut ve doğru yol üzerine aforizmalar" ve O: 1920 günlüğünden aforizmalar" başlıklarıyla iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Aforizmalar'ı yazdığı dönemde Kafka'nın iç dünyası büyük yıkımlarla karşı karşıyaydı: vereme yakalandığını daha yeni öğrenmiş; uzatmalı nişanlısı Felice Bauter'den ayrılmış; 1908'den 1922'ye kadar çalıştığı sigorta şirketinden hastalığından ötürü uzun bir izin almış; ailesine evlenmeyi ve yazar olmak istediğini kabul ettiremeyeceğini anlamıştı.

Romantik ve post-romantik Hölderlin, Rilke ve Heidegger gibi yazarları anımsatan aforizmaları, rastgele şekillenmiş düşüncelerden ziyade Kafka'nın zihninde belli bir bütünlüğe sahip düşüncelerdir. Kitabı vefalı arkadaşı Max Brod yazılan sayfaları bir araya getirmiş ve aforizmaların gün ışığına çıkmasına vesile olmuştur.


Kitapta yaşam, ölüm, inanç, iyi, kötü, günah, yasak, umut, sanatın işlevi gibi kavramlarla hayatı terkip etme mevcuttur. Bunun yanında insanı sürekli uyanık bir zihinle sorgulamaya kanalize eden bir sorular zinciri ve muhakeme gücü esastır. Bir oku, üç düşün tarzında bir kitap. Arka kapakta da şöyle yazıyor: İyi, bir yanıyla rahatsız edicidir.

Seçmece:

1. 
Doğru yol gergin bir ip boyunca gider; yükseğe değil de hemen yerin üzerine gerilmiştir bu ip. üzerinde yürümek değil de, insanı çelmelemek içindir sanki.
2.
İnsanların tüm kusurları sabırsızlık, yaptıkları işte yönteme vaktinden önce son veriş ve sözde bir sorunu sözde bir çit içine almaktır.
3.
Belirli bir noktadan sonra dönüş yoktur. bu noktaya da erişmek gerekir.
4.
Kötü'ye bir kez yol verdin mi, artık kendisine inanılmasını beklemez.
5.
Sen ödevsin. ama görünürde öğrenci yok.
6.
Gerçek düşmandan sınırsız bir cesaret akar içinize.
7.
Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur.
8.
Bir hedef var ama yol yok, bizim yol dediğimiz şey bir duraksamadır.
9.
Belki bir şeylere sahipsin, ama kendi varlığın yok savına verdiği cevap, bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu sadece
10.
Sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı, gerçekte hızla yokuş aşağı yuvarlanıyordu.
Devamı >>

29 Nisan 2014 Salı

Bir film

- 28 yorum

Jagten / The Hunt / Onur Savaşı, 2012
Yönetmen:  Thomas Vinterberg

Kitle psikolojisi üzerine yapılmış iyi bir dram filmi. Mads Mikkelsen'in oyunculuğuyla bir kez daha hayran bıraktığı, ön yargının insan oğlu üzerindeki etkisinin her yerde aynı olduğunu bir kez daha suratımıza çarpan bir eser.

Öğrencilerini çok seven, kendi halinde sakin bir hayat yaşayan ana sınıfı öğretmeni Lucas'ın, hayal dünyası geniş küçük kız öğrencisi Klara'ya yönelik bir cinsel istismarla suçlanması. Lucas'ın suçsuz olmasına rağmen tüm kasaba halkı tarafından dışlanması. Küçük bir yalanla kaybolan masumiyetin resmi.



" İkiyüzlüler yalnızca ahlâklıymış gibi yaparlar. Bu sözde ahlâklılık yalnızca iki seçenek bırakır: Dürüstsen delirirsin, dürüst değilsen ikiyüzlü olursun. Bu yüzden akıllı, kurnaz olanlar ikiyüzlüdürler. Basit, masum olanlar bu tür öğretilerin kurbanları olanlar, delirirler. " Osho
Devamı >>

28 Nisan 2014 Pazartesi

Can Bonomo - Delirmek Belirmektir

- 39 yorum

"İnsaf, 
Hele ki senin elindeyse;
Yaramaz bir çocuğun,
Oynarken bozduğu alete dönüyor yaşanmışlıklarım.."

Geçen gün müzik kimliğiyle tanıdığım ve çok sevdiğim Can Bonomo'nun Delirmek Belirmektir adlı şiir kitabını bitirdim. Kitabı Bonomo erkek kardeşime imzalayıp göndermişti. Evde hemen görünce aldım ben de. Ot dergisinde şiirlerine rastlıyordum zaten. Kitabın ön ve arka kapak çizimlerini yine kendisi; editörlüğü ise, Küçük İskender üstlenmiş.

Kitabın girizgahında oldukça alçak gönüllü ve mütevazı bir üslupla şiire dair düşüncelerini paylamış Bonomo. Sevgili Cemal Süreya'nın dediği gibi : Şiir, alışkanlıklara karşı bir yaylım ateştir. Bu söze yer vererek zihnindeki dünya ile gerçek dünya arasındaki kesişemeyen alanları şiirsel bir dünya perspektifinden aktarmış.


Şiirleri okurken kullandığı metaforlar, mecazi oyunlar ve samimiyet beni kendine çeken en iyi tarafları oldu diyebilirim. Kitap, nesir tarzına benzeyen lakin içinde barındırdığı duygu etkileri şiire dönüşen post- modern edebiyat çizgisinde . Okurken hep kafamda şu insan profili canlandı: Şapkasını takıp İstanbul sokaklarında dolaşan, aşkın kendi yalnızlığını aralayan geçişiminde denize binlerce taş atan, yeryüzünde oluşturulan duvarları kimi zaman terk eden, kimi zaman da onun düş yüzünde belirmeyi seçen, ülkesindeki siyasi gidişatta kan kaybeden insanlığa duyarsız kalmayan bir adam.. İçten, dostane, hassas, duygusal, ince, düşünceli bir adam ..
Şiirleri ise hepimizin yaşadığı hisler tercümanı.. Belki de çok önceleri geçtiğimiz yollardaki bir yolcu ile konuşmak gibi, tanıdık ve bizden.

Onu duygu dünyası ile tanımak güzeldi. Her şarkıcı aynı zamanda sinemayı, televizyonu veya diğer iletişime dönük alanlarda kendi ifade etmeye yeltenir. Her sanatçının bu yönde değişik arayışları olur. Ancak Can Bonomo'da bu arayışı hissetmedim. Sırf edebiyat alanında da kendini arayan bir şarkıcı değil de sanki daha öncesinde hep yazıyormuş da sonradan şarkı söylemeye başlamış bir insanı çağrıştırdı bana.

Şiiri seviyorsan, dünya ile anlaşmazlıklarını şiirsel bir şarkı içinde duymak istiyorsan, yalnız olmadığını duyumsamak ve bir gece ansızın eski bir aşkın esrikliğini anımsamak istiyorsan açıp okuyabileceğin bir kitap.


Devamı >>

27 Nisan 2014 Pazar

Hep özlenene..

- 24 yorum

Sana söyleyemediklerimi karıncalara söyleyeceğim, bozkıra, senden benden yalnız.
Susuyoruz bak hep. Söyleyemediklerimizi susuyor, bilmediklerimizi konuşuyoruz. Bozkır senden benden yalnız, oysa yaratık dolu, yaşam dolu –ya karıncalar. - S. Soysal -
Sen öğleden sonra dinlenmek için oturduğum bir dut ağacının serin gölgesi gibisin. Taşradaki bir kütüphanede yıllanmış kitapların arasından kanatlanmak bir kuş gibi keşfedilmemiş ülkelere.. Sevgi Soysal'i, Suna Tanaltay'ı, Sunay Akın'ı keşfetmek gibi. Yağmurda yürümek ve toprak kokusunu içinde hissetmek gibi. Buğusu üstünde şekersiz bir çayı havuçlu kekle tatlandırmak gibi. Tomurcuğu açmaya ramak kalan bir çiçeğin saksısını güneşe çevirmek gibi. Eski bir plaktan duru, sakin bir Fikret Kızılok şarkısını dinlemek gibi. Baş başa ya da Yeter ki melodisinde kaybolmak gibi.
Sevgilerimizin el sıkışmakta güçlük çektiği insanlar, var oluşlar haberimiz olmadan zulamıza sızdı. Efsunumuz aslında orada gizlediklerimizdi. Belki de onlar yaşamdaki her var oluşun çeşit çeşit tükenmeyen renkleriydi. Bizi biz yapan renklerdi.. Durmadan yeni boyanmış bir var oluşa teslim olduk. Boya yeni olduğu için tüm lekeler çabucak yer buldu kendine. Bir daha bir daha boyadık. Renkler karıştı. Ama senin yüzün berraklığını yitirmedi, kalbin sevgisini bitirmedi, ruhun en güzel anlarla çoğalmayı bildi.


Omzunda mırıldansın güvercinler, uğurunu bıraksın tüm uğur böcekleri çiçeklerine.. İşçiliği çok fazla olan ak sütü beyazlığın yer açsın hep en güzel resimlere.
İçindeki sebat, sevgi, hamd ve şükranla notalanan o müzik hiç susmasın..

Uzağında kalma diyorum,
bu gülüşün, bu baharın..
İçinden bir dalgınlık tutma hemen,
papatyalardan fallar bakacağız daha..

Oturup dostlarla aşkın ateşini
alevlendireceğiz şiirlerle..
Sevginin, iyiliğin bayrağını
indirmemek üzere göndere çekeceğiz..

Uzağında kalma diyorum,
bu haykırışın, bu yaşam türküsünün..
İliklerine kadar hisset onun heyecanını.
Haykır var olmanın arı sevincini.

Kanatlarını havalandırmayı bekler mutluluk;
gülümse, unut bir an kederlerini..

Mutluluk sende diyorum,
gönülleri açan gözlerin en parıltılı ışığında..
Mutluluk, sevgi, bahar, sen ol..
Ol,
Var ol..

Uzağında kalma diyorum, 
bu yürek çağrısının..






Devamı >>

26 Nisan 2014 Cumartesi

benim güzel kitaplarım..

- 32 yorum

Yazının  uzun, duygusal versiyonu :)

Sayfası kopuk bir öyküyü tamamlamaktan vazgeçtim. Yeni bir öykü yazmaya koyuldum. Öykümü yazarken yüzümdeki hayat boşa gitmesin dedim. Ellerimle kavradım bir demet papatyayı, süsleyip vazoya koydum, her gün suyunu değiştirdim. Çocuklara yalan hayat bilgisi dersleri verdim. Ev yönetimi, insan yönetimi gibi kavramlarda tökezlerken ayaklarım. Koşarak eve geldim kargonun bıraktığı kitaplarım gelmişti çünkü. Oturduğum kanepeden beni bambaşka bir gezegene bırakan arkadaşlarım gelmişti. Heyecanlıydım ve telaşlı.

Yağmur üstünü örtüyordu kirlenmiş şehrin, ben üstümü örtüyordum yıldızsız bir gece battaniyesi ile. Üşüyordum annemin küflenmekten kurtardığı yün yorganları çekiyordum kafama kadar. Uyanıyordum sonra koşuyordum. Başkalarının trafik sıkışıklığında kaza geçiren yaralı oluyordum. Eksildiğimi düşünürken onlar, kazalardan parçalarımı toplayıp bir daha, bir daha yürüyordum. Bu kendini yineleyen döngüde bir kurşun kalem oluyordum, defterler biriktiriyordum. Öğrenciyken defterimi alıp derslerinde kullanan sonra onları geri iade etmeyen edebiyat öğretmenlerime içerleniyordum. Onların derslerinde gelen müfettişe Hasan Hüseyin Korkmazgil şiiri okuyan kıza gülüyordum.

Var olan dikili taşlara karşı kendi taşlarını dikmeye çalışan toy kızın günlüğüne umutlu bir yelken çiziyordum. Yelkenim fırtınalarla baş etmeyi öğrendi sonunda. Düşlerim o fırtınalardan ayrı durmayı bildi. Acının geçirgenliğini engelleyen sağlam korunaklarım var. Hayatımın Viktorya tarzı görkemli bir cephesindeyim, uslanmasam da.. Bunca işlenen yaşanmışlıkların, işlenen büyük desenlerin ve kendimce küçük zaferlerimin tek tanığı kitaplarım.. Ben onlara kavuşmanın küçük gibi gözüken büyük mutluluğunu dondurmak istedim dün.
Bazen insan bir anın heyecanını, mutluluğunu dondurmak ve yeniden, yeniden hissetmek ister ya. İşte onun gibi.

Yazının kısa, öz versiyonu :)

Sonunda şeytanın bacağını kırdım ve İdefix üyeliğimi yeniledim. Bu ara bahar indirimi var tüm kitaplarda. Elli iki liraya sekiz kitap aldım. Kitap almayı düşünüyorsanız İdefix'e bir uğrayın derim. Dün kitaplarım geldi çok sevindim. Aldığım kitaplar içinde iki tatlı blogçu arkadaşımın kitabı da var. Biri Vencent Konağı Kavanozdaki Beyin blogunun tatlı yazarı Sessiz Gemi'ye ait, diğeri de eski blog arkadaşlarımdan Sade ve Derin blogunun yazarı Deep'e ait. Çok merak ediyordum kitaplarını aldım sonunda. Çok mutlu oldum. Okudukça kitaplar hakkında ayrıntılı yazarım. Bitti :)
Devamı >>

25 Nisan 2014 Cuma

Meleğe..

- 32 yorum

Dünyaya hoş geldin minik melek,
Sağlıkla, güzellikle büyü,
seni  ve aileni çok seviyoruz..
Hoş geldin Gökmen bebek :)


                       
ÇOCUK KUŞ

Bir kuştu,
Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar
Uçmadı o.

Bir kuştu,
Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kurdelası bağladılar
Uçtu o.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA


Devamı >>

24 Nisan 2014 Perşembe

Ergin Günçe'den

- 12 yorum

Attan Düşen
Yalnız ben miyim üşüyen
Morarırken deniz ayaklarımda - Ekim, Kasım
Duymazlıktan gelerek annesini
Çiçekleriyle süslü atı boş
Ölüyor şimdi bir derede
Rüzgâr dallara asıyor şapkasını
Kâğıt fenerlere yalınayak
Başlar bir dağ marşı
Küçülür gerimizde orman
Ağzı üzgün bir demirci şarkısı
Koyu saçlarında güneş - Ekim, Kasım
Duymazlıktan geliyor annesini
Yüzü al olsa keşki yanaklarında
Sıcaktır öğledir ikindidir güzdür
Yalnız ben miyim üşüyen
Çıplak. Dağılırken hüznü göğe
                                   Ergin Günçe
Devamı >>

Akşam çayı

- 20 yorum

Bana çay pişir. 
Bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin. 
Yavaş yavaş soyunalım. 
Bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. 
Ne olacak endişesine kapılmayalım. 
Bırakalım zaman her şeyi halletsin. 
Bu söz bize korkunç gelmesin. 
Aynı ırmağa bir kere daha girelim. 
Acele etme, çay kendi kendine demlenir. 
Günlük yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım.
Nefes nefese kalmayalım.
İnsan kendini kaybediyor sonra.

                                                                Oğuz Atay
Devamı >>

Şiirsel

- 16 yorum




Devamı >>

hep suçlu

- 26 yorum
Kimse vazgeçmez isminden hiç bir kimse için. Doğru, vazgeçmesin de. Peki siz niye vazgeçmemi istiyorsunuz?
Ellerimden tutma benim yanlışlarımdan tut. Böyle daha güzel, peynir diyorum haydi çek resmimi. Kendine ol hep bana değil.  Böyle çok daha yakınsın. Hiç  köprü yok.

Kimse isminden vazgeçmesin bir başkası için. Kimse kendi yarattığı bir masalı saklamasın göğsünün içinde. Kimse o masalı gerçekmiş gibi yaşamasın. Kimse kimseye inanmasın. Masal diye bir şey yok. Sen kalbinle masal yazıyorsun oysa hayat sana sıkıcı bir makale yazdırıyor anlamıyorsun. Hepsi de denenmiş, ispatlanmış gerçekler görmüyorsun. Kalbinle dünya ayrık ķüme unutma.

Uyumadan önce bir martaval oku anne bana. Ne olur bu dünyaya daha çok alıştır beni.
Devamı >>

22 Nisan 2014 Salı

başlangıç

- 24 yorum
Mutlu Leonard
alev alev bir keman eşliğinde güzelliğinin şerefine dans et benimle
aklım başıma gelene kadar dans edelim bu panikle
zeytin dalı say beni kaldır havaya,
evin yolunu tutmuş beyaz güvercinim ol sen de, kon üzerime
dans edelim ebedi aşka
dans edelim ebedi aşka
güzelliğini ser önüme kimseler görmesin başka
hissedeyim her hareketini Babil’de yaptıkları gibi
göster bana yavaşça ancak sınırlarını bildiğim şeyi
dans edelim ebedi aşka
dans edelim ebedi aşka
hadi şimdi de düğünümüz için dans et, hiç durmadan oyna benimle
dans et, her an kırılacakmış gibi ve hep.
aşkımızın altında ezilen ikimiz ve her şeyin üzerindeyiz
dans edelim ebedi aşka
dans edelim ebedi aşka
dans et benimle, doğmayı bekleyen çocuklarımıza doğru
dans et, öpüşlerimizin ancak tükeneceği ölüme dek
yerle bir olsa da herşey son zerresine kadar, bir yuva yap ikimize, durma
dans edelim ebedi aşka
dans edelim ebedi aşka
alev alev bir keman eşliğinde güzelliğinin şerefine dans et benimle
aklım başıma gelene kadar dans edelim bu panikle
çıplak ellerinle dokun bana
ya da fark etmez giy eldivenlerini de
dans edelim ebedi aşka
dans edelim ebedi aşka
Leonard Cohen
Türkçesi: Güncem Topçu
Devamı >>

20 Nisan 2014 Pazar

Biri

- 40 yorum
Evine temizlikçi gelmeden önce evini temizleyenlerden. Kimseye mahcup olmak istemeyenlerden. Evi zararlı temizlik malzemeleri ile kokunca temizliğin bittiğini sananlardan. O kokulardan kurtulmak için bütün evin pencerelerini açan içeriye bahar kokusunun girmesini isteyen, uzaktaki akasya kokusunun yayılmasını bekleyen. Gecenin rüzgar değirmeni bırakırken dünden kalan külleri o küllerden uzaklaşmak için kendini bitmeyen yüzeysel bir temizliğe kaptıranlardan.

Çayı şekersiz içenlerden, çocuğunun her dediğini yapanlardan, çocuğun her dediğini yapmanın onu doyumsuz bir bireye dönüştürebilme ihtimalini düşünüp endişe duyanlardan. Çocuğu özgür bırakırken çevredeki büyüklerden nasihat dinleyenlerden. Çocuğunun gıdığından öpmeyi sevenlerden. Ona sakızı şişirip balon yapmayı bir türlü öğretemeyenlerden. Kızı ile Shakira gibi dans etmeye çalışanlardan. Giysi, ayakkabı dolabında sürekli detoks yapan ama bir türlü vazgeçemediği eşyalarını atamayanlardan. Eşyalarla duygusal bağ kuranlardan. Kıyabildiği fazlalıkları dağıtmasına rağmen, evde hala bitmeyen ıvır zıvırlardan muzdarip olanlardan.  Müziği yüksek sesle dinleyenlerden, kavrulmuş karpuz çekirdeği sevenlerden. Konuşmaktan çok, dinlemeyi sevenlerden.

Çiçeklerin yapraklarına su püskürtmenin çiçeğin daha çabuk büyüyeceğini çiçek dostu bir arkadaşından öğrenenlerden. Sabahları çiçekteki yeni filizlenen yaprakları görüp onlarla konuşanlardan. Her Migros'a gittiğinde kendine orkide almak isteyen ama her gittiğinde bulamayan, çarşıya giderken çiçekçilere sormayı unutanlardan. Kahvenin selülit yaptığını bile bile günde iki üç fincan içenlerden. Her gün evde ip atlayanlardan. Aynı zamanda mayalı açmalar, hamur işleri yapmaktan vazgeçmeyenlerden. Bunun sorumlusunu kan ilaçlarına bağlayanlardan. Her şeye bir bahane üretmeyi pratikleştirenlerden.

Her alışveriş yaptığı mağazaya telefonunu veren sonrasında gelen indirim mesajlarını okumadan silenlerden. Bir şey alırken çok kez düşünüp, çok düşünmeden aldığı bir şey de pişman olabilme ihmali yüksek olanlardan. Zamanla hiç bir insan kötülüğüne şaşırmayanlardan ama hala onlara dair verici olmaktan vazgeçmeyenlerden. Hayattaki olaylara, insanlara alışan ama en küçük bir sevinçle yaşama heyecanını canlı kılanlardan. Otobüste, yürürken uçuk kaçık hayal kuranlardan. O hayallerle yüzünde beliren gülümsemeyi yadırgayanları umursamayanlardan. Çabuk gülenlerden, çabuk unutanlardan, çabuk ağlayanlardan.

Biri işte. Çelişkili, düşünceli, hareketli, heyecanlı. Öteki gibi, diğeri gibi, kendi gibi. Biri.
Devamı >>

18 Nisan 2014 Cuma

Gabo'ya Veda

- 24 yorum

" İnsanın yaşadığı değildir hayat; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.." 


Gabriel Garcia Marquez’in ölmeden az önce tüm insanlığa hediye gibi bıraktığı işte o Veda Mektubu:
“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm. İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanr. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…

Artık ölebilir miyim?”
                                                                                                              Ot Dergisinden
Yüzyıllık Yalnızlık, Kolera Günlerinde Aşk, Kırmızı Pazartesi ve diğer eserlerinle hep güzel anımsanacaksın...
Devamı >>

17 Nisan 2014 Perşembe

Son okuduklarım

- 22 yorum

Ayrı Hayatlar uğursuz bir yaz mevsiminde dağılan McKotch ailesinin hikâyesini anlatıyor. 1976 senesinde ünlü bir bilim adamı olan Frank McKotch, onun soylu eşi Paulette ve üç güzel çocukları her sene yaptıkları tatillerini tekrarlamak üzere Cape Cod'daki aile yadigârı, Kaptan'ın Evi'ne giderler. Bir gün plajda, Frank asla unutamayacağı bir görüntüyle beyninden vurulmuşa döner. On üç yaşındaki kızı Gwen, bikinisinin içinde garip bir şekilde küçük görünmekte, ondan daha küçük olan kuzeni Charlotte'un yanında minicik bir kız çocuğu gibi durmaktadır. İşte o an Frank görmezden gelemeyeceği bir gerçekle karşı karşıya olduğunu anlar. Ortada, biricik kızıyla ilgili yanlış giden bir şeyler vardır ve bundan sonra McKotch ailesi bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır. 



 Ahmet Haşim böbrek rahatsızlığı yüzünden tedavi olmak için gittiği Frankfurt’ta kaleme aldığı Frankfurt Seyahatnamesi adlı eserinde Alman kültürü, toplumu ve düzeni hakkında yakından gözlemler edinmiş ve bunları bir araya getirerek kendi seyahatnamesini oluşturmuştur. 


Jack London Ademden önce adlı kitabında daha yeni evrimleşmekte olan mağara insanlarının doğa ile mücadelesini anlatır. Olaylar İri diş'in ağzından anlatılıyor. Onların beslenmeleri, ateş adamları ile mücadeleleri, ilkel yaşayış tarzları net bir şekilde resmediliyor. Kitap aynı zamanda şu anki insanların korku, içgüdü ve alışkanlıklarının oluşabilme temellerini sorguluyor.  Doğa ile iç içe insan manzarasını anlatan klasik bir London eseri.

Devamı >>

16 Nisan 2014 Çarşamba

Ebrumsu bir çalışma :)

- 38 yorum

Malzemeler
- Tırnakları rengarenk ojelenmiş minik eller
-  Yedi sekiz tane renkli oje
- Dikdörtgen şeklinde kap
- Kalın beyaz kağıt
- İnce uçlu fırça
- Damlamalara karşı aseton, ıslak mendil


Yapılışı
Dikdörtgen kap su ile doldurulur. Ojelerin her renginden damlatılır. Ojenin ağır ağır akmasına dayanılamaz ve şişe ters çevrilip ojeler boca edilir :) İnce uçlu fırça ile damlatılan ve su yüzeyinde kalan ojeler ince hareketlerle dağıtılır. Sonra beyaz kağıt, su dolu kabın üstünde hafifçe gezdirilir. Ardından kağıt kurumaya bırakılır. Masaya kazara damlamış ojeler asetonlu mendille silinir.


Sonuç tam bir ebru olmaz. Ama ortaya çıkan ebrumsu bir eserle heyecan duyan kuzunun mutluluğuna doyum olmaz :)

Devamı >>

15 Nisan 2014 Salı

Charles Baudelaire / Sanatçının Duası

- 18 yorum


Gün sonları ne kadar içe işleyici güzün! Ah! Can yakacak kadar işleyici! Çünkü öyle tatlı duyular vardır ki, dalgaları yoğunluklarını önlemez; Sonsuz’un ucundan daha keskin uç da yoktur.

Bakışı göğün ve denizin uçsuz bucaksızlığına daldırmak ne büyük haz! Yalnızlık, sessizlik, göğün benzersiz arılığı! Ufukta titreyen, küçüklüğüyle, yapayalnız kalmışlığıyla benim çaresiz yaşamıma öykünen bir küçük yelken, dalganın tekdüze şarkısı, tüm bu nesneler benim aracılığımla düşünüyor, ya da ben onların aracılığıyla düşünüyorum (çünkü ben düşlerin enginliğinde öyle çabuk yitip gidiyor ki!); düşünüyorlar, diyorum, ama dilbazlığa, karşılaştırmaya, sonuçlanmaya başvurmadan ezgimsi bir biçimde, çok güzel bir biçimde düşünüyorlar.

Gene de bu düşünceler, ister benden çıksın, ister nesnelerden fırlasın, fazlasıyla güçleniyor çabucak. Güç hazda bir huzursuzluk, olumlu bir acı yaratır. Fazlasıyla gerilmiş sinirlerim tiz ve sızılı titreşimlerden başka bir şey vermiyorlar artık.

Şimdi de göğün derinliği şaşkına döndürüyor beni, duruluğu çileden çıkarıyor. Denizin duyarsızlığı, gözlerimin önündeki görünümün değişmezliği ayaklandırıyor beni… Ah! Hep böyle acı mı çekmeli, yoksa hep kaçmalı mı güzelden? Doğa, acımak bilmez büyücü, her zaman üstün çıkan karşıt, bırak beni! İsteklerimi ve gururumu baştan çıkarmayı bırak artık! Bir düellodur güzeli incelemek, sanatçıyı yere sermeden önce dehşetten haykırtan bir düello.
                                                                                         

                                                                                                 Charles Baudelaire

                                                                                  Paris Sıkıntısı / III (Çev: Tahsin Yücel)
Devamı >>

12 Nisan 2014 Cumartesi

İYİLİKLER GAZELİ

- 46 yorum

aşkın yerini iyilik aldığı zaman
inanırım beni sahiden sevdiğine
yağmurun yerini kuşlar doldurduğu zaman
az kuşlar onlar iyi kuşlar
kanatlarından büyük merhametleri var
şiirin yerini sakinlik aldığı zaman
ayrı ayrı daha mı çok yakışıyoruz birbirimize
siyah-beyaz resimlerde ahşap avuntu
sözlerin sokaklar gibi kavuştuğu zaman
soğuk devlet, soğuk gece, arkadaşlarım nerde
ah, ölüme mi indiler henüz hayata çıkmadan
Ömer’in adı Ali diye söylendiği zaman
yaprakların evi var, Allah’la komşu
rüyasız çıkıyoruz çok katlı mağaralardan
aynada bir çocuk, bir daha, ne zaman ne zaman

Haydar ERGÜLEN

Devamı >>

ardıma hiç bakmadan

- 24 yorum


"Hiç bir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol!"

Paulo Coelho
Devamı >>

10 Nisan 2014 Perşembe

beyaz

- 38 yorum

Gün ışıdı. Avucumun içinde boynu bükük, solmuş bir gelincikle uyuyakalmışım. Karanlığın kirini, pasını silmek için didinmişim. Takatsiz kalmışım. Sesimden takatsizliğimi anlayan anneme defalarca iyiyim ben anne, her şey yolunda merak etme beni demişim. Uyuyakalmışım. Sonra Bab-ı Ali yokuşunda yürümüşüm rüya boyu. Yol hiç bitmemiş sanki ve gün ışığında uyanmışım. Sanki yıldızlar dökülmüş gözlerimden, yerin üzerini kaplamış. Kalbimse acıyla damgalanmış. Sesimi sessizliğe bölenler çoktan göç etmişler. Ses'siz kalmışım.

Dağ, ova, çiçeğini ve kokusunu veren akasya çoktan uyanmış. Kelebekler konak etmiş bu kenti. Yürürken yol boyu, yanımda beliren kelebekler. Turunculu, siyahlı göz kamaştırıcı kelebek sürüleri. Onlara özenmeye yeltendiğimde her defasında çimenlere yağmış kalbim. Kalbim, dökülmüş; kalbim azalmış. Kalbimi kalpsizliğe bölenler kuytu geceye karışmış.

Ey bu çiçekleri açtıran, dallara yerleştiren, kuşları uçuran,
günü, geceyi yapan ve denizleri, insanları gözleyen,
hürmetli sevgilerimi bitirme sen, aç gözlerimi ışığında, yum gözlerimi karanlığında,
takılı kaldığım geçitlerin ufunetli lahzalarından geçebilme gücü ver, gücünden güç ver..

Gün ışıdı. Tren ışık bulutları içinden soluk almadan geçiyor. Zamansa kara bulutların içinde tükeniyor. Çay hazır, ekmek sıcak, gün yürümeye başladı. Bir kez daha dünyaya inanmaya başladı çocuklar, sırtlarında çanta. Az zeytin, az peynir, biraz da dünden kalma kürt böreği. Çay hazır.
Rüzgarın hüznünü, acının tozunu aldım. Azların tüneğinde bugün beyaz bir gün olsun istedim. Beyaz bir gün diledim sana, bana, ona ve kalbi acıda mühürlenmişlere. Sadece beyaz.




Devamı >>

7 Nisan 2014 Pazartesi

meyveden yelkenliler

- 56 yorum

Dün Gülce ile Meraklı Minik dergisindeki etkinlikleri yaptık. En çok hoşumuza giden de meyvelerden yaptığımız yelkenli tekneler etkinliği oldu.

Herkese mutlu bir hafta dileğiyle..
Devamı >>

Sophie

- 8 yorum
Büyük bir kâinatı geçtim denizinde ben.
Ona, bir gölgeden başlayarak oluşan ruhu gösterdim.
Kanlı bir deniz ve yeryüzü sanılan boşluk.
Boşlukta kımıldayan dünya.
Şimdi kanatsızım.
Kesik yerinden damlayan kanı, dalgalar emdi.
Ona bir ruhun soğumasını göstereceğim.
Çocuk olmayı ve anneyi beklemeden karanlıkta uyumayı.
                                                                     Bejan Matur

 
Küçücük bir gülümseme için.
Öz benliği ile çelişen eylemler, sorgulamalar ve beraberinde hasıl olan traji-kolik pişmanlıklar.. Altı üstü bilinen, çok kere okunmuş bir masaldı o da. Bilinmeyecek ve farklı diye nitelendirilebilecek hiç bir yönü yoktu. Hepsi gibi bencil, fütursuz, uyaksız.

Küçücük bir gülümseme ararken lakayt bir kahkahanın eşliğinde korsan bir limana varış. Gün doğdu çoktan korsan limanlardan kalkış saatine vardı Sophie. O limana bakarken:

-  Zaferleriniz de sizin olsun, eşsiz sandığınız, her defasında sıfır ile çarpılan var oluşlarınız da!
Benzersiz diye bir şey yok. Siz birbirinizin kopyası, birbirinizin yaltakçısı olmuşsunuz. Bu kafileye sözüm yok artık!  dedi.

Kaptan dümeni çevirdi ve gemi uzaklaşmaya başladı. Küçücük bir gülümseme yüzünde belirdi Sophie'nin.

Küçücük bir gülümseme için.
Artık her şey, sadece, yalnızca, kendi yüzünde oluşturabileceği küçücük gülümseme için.



Devamı >>

5 Nisan 2014 Cumartesi

Güzel bir gün gülmek için :)

- 30 yorum

Bugün evdeki kahve keyfinin ardından hemen dışarı çıkmaya karar verdik. Elsa, Gülce ve ben Mavi :) Vestiyerin üzerinde duran arabanın anahtarını alıp almamakta tereddüt ettim. Çünkü evimizden çok uzak mesafede olan şehrin en büyük alış veriş merkezine tek başıma araba ile daha önce gitmemiştim.


Gülce'nin ve Elsa'nın beni yüreklendiren sözlerine dayanamayarak araba ile gitmeye karar verdik. Kemerlerimizi bağladık. İçimizden dualar okuyarak yola koyulduk. Şehrin merkezine yaklaşana dek her şey güzel gidiyordu. Şehrin merkezinde ise o kadar ağır gidiyordum ki, arkamdaki bütün arabalar ban ban diye kornaya basıyorlardı. Hiç umursamadım, yoluma devam ettim. En son bir kamyoncu, nereye gittiğini bili misen? diye bağırdı. Puşili adamların bu söylemlerini duymadım :) Ve alış veriş merkezinin en boş, en sakin yerine arabayı park ettim. Arabadan indiğimde bu kadar sürede oraya vardığıma inanamıyordum. Elsa'nın beni dürtmesiyle uyandım. Mango, Koton, Englısh Home, Kanz, İpekyol hepsine daldık. Alış veriş yaptık. Ada Kitabevi'nden bir kaç kitap sorduk. Kitapların hiç biri yoktu. Ya ben bulunmayan kitapları okuyordum ya da bu şehirde kitap yoktu. Ben de Gülce'ye Meraklı Minik öğrencilerime de hikaye kitabı aldım. Burada özel bir okulun öğrencilerinin hazırladığı sergiyi gezdik.


Sonra terasta yemek yedik. Yemeğin ardından kahve almaya gittim. Kahve hazırlayan kız ile ayak üstü hayat felsefesi yaptım. Kız bu enerjimi neye borçlu olduğumu sordu ben de anlattıkça anlattım. Sonra kahvelerimizi bol muhabbet, bol kahkaha içinde yudumladık. Elsa ile otururken sürekli buraya kadar gelebildim de nasıl döneceğim eve? diye soruyordum. Elsa da, gideriz kııız, sen dikkatli kullanıyorsun ben de yol boyu ayetel kürsileri okurum, eve varırız, düşünme bunu diyordu. Dondurmalarımızı yedikten sonra eve gitme vakti geldi. Hep beraber yola koyulduk. Çok heyecanlıydım ama cesaretimi toplayıp, büyük bir dikkatle arabayı kullanıp güzellerimi sağ salim eve getirdim. Böylelikle Mavi şehrin en işlek, yoğun caddelerinde trafiğe girebilme korkusunu yendi. Teşekkürler Elsa, teşekkürler Gülcee :)

Hepinize mutlu pazarlar dilerim :)
Devamı >>

Elsa'lı saatler

- 20 yorum

                      Elsa ile kahvaltı sonrası kahve keyfi.. Ama bu kahve menengiç kahvesi.. Yarınki yabancı dil sınavı bahane Elsa ile anlar şahane.. Sınavda olmasa yüzüne hasret kalacaktım Canım Elsam.. İyi ki geldin evimi şenlendirdin güzellik :))



Elsa'nın Gözleri


Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de 
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm 
orada bütün ümitsizlikleri bekleyen ölüm 
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde 

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde 
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer 
Yaz meleklerin eteklerinden bulutlar biçer 
Göklerin en mavisi buğdaylar üzerinde 

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgar 
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince 
Camın kırılan yerindeki maviliğini de 
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar 

Ben bu radyumu bir pekbilent taşından çıkarttım 
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde 
Bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke 
Gözlerin Perumdur benim Golkondum, Hindistan'ım 

Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri 
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın 
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın 
Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.

        Louis Aragon


Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram