31 Ocak 2014 Cuma

Biten son kitap, Peri Gazozu

- 22 yorum


PERİ GAZOZU - ERCAN KESAL

Yazarın okuduğum ilk romanı. Roman aynı zamanda otobiyografik bir özellik de taşıyor. Şöyle ki yazarımız, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde hekimlik yaptığı dönemlerdeki günleri ve çocukluğundaki anıları da aktarıyor.

Peri bacaları ile meşhur Nevşehir ilinin Avanos ilçesinde yaşayan bir gazozcunun ailesine bağlı, vefalı evladının gözünden hayata dair tüm konular çok etkileyici bir üslupla ele alınmış.

Kitapta aile, çocukluk, hayatın anlamı, ölüm gerçeği, gittikçe kaybedilen değerler, toplumun yanlış gelenek-görenekleri, her dönemde haksızlığa uğrayan kadınlar gibi bir çok konuya değinilmiş.

Türkiye'nin yakın tarihine ayna tutan, bunu sıkmadan ve bir çocuğun penceresinden doğal bir şekilde aktaran iyi bir kitap bana kalırsa.
“Peri Gazozu”nun içinde sonsuz şefkat ve güven duygularıyla doldurulmuş bir bozkır çocukluğu var.



Devamı >>

30 Ocak 2014 Perşembe

Marina'da yağmurlu bir gün

- 12 yorum

Tatilin tatil olduğunu insan, en çok sevdikleri ile yağmur altında sıcak latte içerken hisseder.
İki güzelle sahilde Marina'da gezip, sohbet etmek çok keyifliydi. Fotoğraftakiler Cancağazım Arzu, kankası Asu ve meleğim  Gülceee:)

Asu'ya bu akşam yeni bir blog açtık. Biz blogu açarken çocuklar ve evin halini görmeliydiniz. İşte resimler ve tabiki gecenin tatlısı kremalı, muzlu fransız usulü sütlaç. Yanında da ayva ve kabak tatlısı harikaydı. Ellerine sağlık Asucummm:))
On parmağında on bir marifet Asu'nun yeni blogunu tıklayın..




Devamı >>

27 Ocak 2014 Pazartesi

Şarkı ertesi

- 27 yorum

Nasıl bir şarkı bu biliyor musun? İçini sarmış zehirli sarmaşıkları koparmayı istemek gibi.
En gür sesinle bağırdıktan sonra çok yüksek bir yerden kendini denize atmak gibi.
Issız bir ormanda ağaçların arasında düşünmeden koşmak, nefes nefese kalmak, yaşadığını orada, sadece o solukta hissetmek gibi.
Tepeden aşağıya doğru çimenlerin üzerinde yuvarlanmak gibi, yuvarlandığın yerde toprağın kokusunu duymak gibi.
O kokuyu duyduğun yerde kimsenin seni bulmaması gibi.
Kuytuluklarda giz olmak ya da sır olmak gibi.

Sakın kimseye bir şey anlatma. Herkesi özlüyorsun sonra..
İşte öyle bir şey Salinger, anlatmamak gibi, anlatmaya çalışmamak gibi, sonra özlememek gibi.

Ardından kayboluşu kentin sisine salıp ayaklanmak gibi. Her mevsim geçişinin izlerini üstünde taşıyan, başkalaşıma uğramış bir taş misali başkalaştığı yerden doğayı tamamlamak gibi.
Başkalaşmalarına takılmamak gibi.
Bitmeyen yolculuklardan arta kalan, diri bakışlarla ve başkalaşan ruh ile hayatı tamamlamak gibi.
Parmak uçlarını ipek bir atlasta gezdirip onun dokunuşları ile canlanan sözcükleri ak kağıda dökmek gibi.
Günebakan tarlasında güne bakanlarla güneşe dönmek ve o güneşten yansıyan ışıkla yürümek gibi.

Sonra, sonra gözlerini kapatıp, iç sesler korosunun ritmi bozuk ahkamlarını kesip sadece evreni dinlemek gibi..
Tüm varlığınla, var oluşlarınla onu duymak gibi.. Kaçmak için hep kendine yer arayan huzuru tutmak gibi..


Devamı >>

26 Ocak 2014 Pazar

Biten kitabım, aile çay bahçesi

- 26 yorum

AİLE ÇAY BAHÇESİ - YEKTA KOPAN

Yekta Kopan'ın okuduğum ilk kitabı. Kendisini televizyon programlarından, blogundan takip ediyordum. Ancak yeni okuma fırsatım oldu. Aile Çay Bahçesi adlı romanını dün gece başladım okumaya, bugün bitirdim.

"Öyle şeyler anlatırdım ki sana tek kelimesi aklını başından alır.." şeklinde devam eden Hamlet'in bir tiradı ile başlıyor roman. Ana karakter Müzeyyen, toplumun en küçük yapı taşı olan aile kurumunun insana yansıttığı gizli şiddete baş kaldıran, kardeşinin doğumuyla kendi varlığının silinmeye başladığını hisseden, kaçtığı gerçeklerini sorgulayan cesur bir kadın.

Bu karakterle yazar, kutsal aile gerçeğine dramın dozunu kaçırmadan dokunmuş. Mahrem sayılan, hep gizlenen belki de kaçılan aile gerçeklerini, bir kadının perspektifinden çok güzel metaforlar kullanarak yansıtmış. Anlatımlarını doğanın zengin görüntüleri, sesleri ile desteklemiş.
Kendi karanlıklarından, boşluklarından kaçan insanların er ya da geç o karanlıklarıyla yüzleşecekleri gerçeğini çok yalın ve akıcı bir şekilde aktarmış. Hiç sıkılmadım. Kediler Güzel Uyanır ve Bir de Baktım Yoksun kitaplarını da merak ediyorum.
Bu kitabını sevdim. Şimdi de Peri Gazozu adlı kitaba başlayacağım. Heyecanlıyım:)

Hepinize bol kitaplı, bol dinlenmeli, huzurlu bir hafta dilerim.


Devamı >>

25 Ocak 2014 Cumartesi

Okuduğum kitaplar

- 6 yorum

OD - İSKENDER PALA

Tasavvuf edebiyatının önemli şairlerinden Yunus Emre'nin hamdım, yandım, piştim felsefesinin gölgesinde tarih ve şiir kokan bir yolculuk. Roman 13. yüzyıl ve 14. yüzyıllarda geçen bir zamandan seslenmekte. Hikaye Yunus Emre’nin “Derviş Yunus bu sözü. Eğri büğrü söyleme. Seni sigaraya çeker. Bir Molla Kasım gelir” dizelerindeki Molla Kasım karakteri ile başlamakta. Roman, Molla Kasım’ın Yunus Emre’nin şiirleriyle karşılaşıp daha sonra Yunus Emre’yi bulması ve Yunus Emre ile oğlunun başlarından geçen olaylarla sürmekte.
 Kitapta o dönemde gerçekleşmiş önemli olaylardan, Anadolu insanının o zamanki çektiği sıkıntılardan, Yunus’un ve yakınındakilerin olaylardan etkilenişinden bahsediliyor. Yazar Yunus’un kaybettiklerinden ilahi aşkı bulmasını, derviş oluşunu, insan sevgisine nasıl ulaştığını büyük bir ustalıkla anlatıyor. Tarihi, dini, öğretici motifleri bulacağınız önemli bir kitap.


DUBLÖRÜN DİLEMMASI - MURAT MENTEŞ


Murat Menteş'in okuduğum ikinci romanı. İlk okuduğum Ruhi Mücerret'ti. Çok sevmiştim Ruhi'yi ve yazarın sürekli gülümseten orijinal ifadelerini. Dublörün Dilemması da eğlenceli, sürükleyici bulduğum kitaplarından biri. Yazarın mizah anlayışı, benzetmeleri, tarzı oldukça özgün. Diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.

Kitapta ana karakter Nuh Tufan'ın maske takıp, bir insanın yerine dublörlük yapması ve başına gelen olaylar zinciri aktarılıyor. Roman kahramanlarına verdiği isimler oldukça komik: Nuh Tufan, İbrahim Kurban, mafya babası Rıza Silahlıpoda (piyanist olan değil), kardeşi Roza Silahlıpoda, gizli ajan Habip Hobo, Profesör Umur Samaz, eşi Su Samaz, Ruhi Bebe, Haydar Baydar… Nuh Tufan’ın arkadaşlarıyla kurduğu şantaj yaparak para kazanmayı amaçladığı bir ajans olan Şant Ajans gibi.

Nuh Tufan, ana karakter, albino bir dublör. Daha önceleri bir ajans kurup, Çöplük adında eski eşya satan dükkan kuruyor. Gazetelere ilan verip dublör arayan kişilerin derdine derman olmakla başına türlü olaylar geliyor. Bebek bezi üreticisi Ferruh Ferman, yerine geçmesi için dublör olarak Nuh Tufan'ı kiralıyor. Ferruh Ferman'ın metresi Dilara Dilemma ile zaman geçiren Nuh, onun aşık olduğu kız olduğunu anlayınca işine dört elle sarılıyor. Olaylar peşi sıra giderken beklenmedik gelişmeler Nuh'u tehlikeye atıyor. Polisiye roman tadında, öğretici aynı zamanda keyifli. 



Devamı >>

24 Ocak 2014 Cuma

Gidiyoruz, tozlanmış düşüncelerimizle

- 16 yorum


Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten 
nicedir katılaşmış yüreklerimizle. 
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele, 
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış 
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar. 

Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde. 
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış. 
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış: 
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye. 

Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye. 
İşin sonu da kalmayacak yoksa. 
Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya: 
Alın terimizin karşılığıdır ayrılık! 

(Çeviren: Ahmet Cemal)
                 Ingeborg Bachmann
Devamı >>

Savaşma..

- 8 yorum

Çimenler üzerine dökülmüş yağmur taneleri bekler güneşi, göğe yeniden karışmak için. Yeşil yapraklarını dökmüş akasyalar bekler baharı, yeniden yeşillenip açmak için.
Sağ tarafındaki zinciri kopmuş salıncakla, boşaltılmış havuzu ile bekler park çocukları, onların oyunları ile hareketlenmek, renklenmek için.

İnsan da bekler, karanlığına sızan küçük bir ışık hüzmesinin tüm kırıklıklarına deva olmasını.. Beklerken, savunmasızca kaybolur yanlış mecraların sonu gelmez bağımlılıklarında.. Oysa bilmez deva kendi içinde, kendi algılayışında ve içinde yaktığı ışığındadır.. Oysa bilmez deva kutsal kitabın harflerinde, onu her düşüşünde kaldıran büyük gücün sonsuz merhametindedir..

Tabiat ana üzerindeki tüm canlıları bekledikleri için ödüllendirmiştir. Kutlu kılmıştır onların oluşumlarını. Ve insanı da ödüllendirmiştir, tüm nankörlüğüne rağmen. Onun topraklarına kasıtlı, savaşarak insan ölüleri katmasına rağmen. İnsanın her toprağı kazışında, attığı her tohumda bire bin vermiştir. Verdikleri ile sofrasını, dünyasını donatmıştır onun.

Yanı başında insanlar ölürken, oradaki insanlar kedi, köpek eti yerken; o sofrasında çeşit çeşit yemeği, olanağı hor görmeye devam etmiştir. Sonra sokakta açlıktan yüzü ufalmış mülteci anneye üç beş kuruş vermiş, vicdan sesini bastırmıştır. Ancak vicdan sesini bastırmakla bitmiyordu savaş ve çocuklar ve anneler ve yaşlılar orada ölmeye devam ediyordu.. Bu acı manzara karşısında dünyanın büyük göstericileri barış için hiçbir şey yapmıyordu..

Madde dünyasında katılaşmış insanlar, katılaşmış eylemler, katılaşmış yüzler.. Onların göğü ışıltılı gibi gözüken kör bir gece, toprağı hasta, çorak ve vahşi.. Elbet bunların da göremedikleri, bekledikleri bir dönüşüm vardı. O dönüşüm insanın yıktığı kadar, kırdığı kadar ve ezdiği kadar olacaktı..

Bir şey olsun, bir mucize olsun bir an önce savaş bitsin..
Çocuklar daha fazla ölmesin..



İki tip trajedi vardır. 
Biri Shakespeare, diğeri Çehov trajedisi. 
Shakespeare trajedilerinde perde kapanırken sahnede bir dizi ceset ve kan gölü kalır. 
Çehov trajedilerinde ise herkes sağdır, ama hayatta kalmanın faturası ağır olmuş, sağ kalanlar büyük tavizler vermiştir. 
Yaşamaktadırlar, ama herkes mutsuz, kalpler kırıktır ..
Diyor… Amos Oz
Devamı >>

23 Ocak 2014 Perşembe

unutur muyum seni..

- 6 yorum

“Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı
Binikinci gece Cemal’i.
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.”

                         Ülkü Tamer
“Aşk yok gayri memlekette / Cemal Süreya beri gideli”
                                                           Can Yücel
“Eros’tu kendi okuyla kendini vuran”
                                       Ahmed Arif
“Jean Paul Sartre ve Cemal Süreya, dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var”
                                            Aziz Nesin
“Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.”
                       Melih Cevdet Anday
“Cemal Süreya ölmüş diyorlar / ilahi azrail!.. / Cemal Süreya ölür mü hiç!”
                                                                                   Turgut Uyar
Anıl  Meriçli ile röportajından:
Sanat hayatınızı özetler misiniz?
1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur.
Ocak 09, 1990


Sevgi ve saygıyla anıyoruz….
Devamı >>

22 Ocak 2014 Çarşamba

İnsanlara..

- 4 yorum

Gönülden değer veren insan,
Gerçekten değer veren insan:
Karşısındakini önemser,
Karşısındakinin tekliğinin bilincindedir.
Karşısındakine güvenir,
İç dünyasını paylaşır,
Naziktir,
Karşısındakini dikkatle dinler,
Karşısındakini görür (sadece bakmaz),
Karşısındakinin özgün yeteneklerini öğrenir,
Karşısındakini anlar,
Karşısındakine değer verir.
                              Doğan Cüceloğlu / İçimizdeki Biz

Devamı >>

Oldum ben

- 8 yorum

"Şimdiki zamandır beni ilgilendiren
Şimdiki zamanda eriyen geçmiş 
Ve gelecek, biriken."
                                                     Ataol BEHRAMOĞLU
Bir çay ikindisi zamanı, sarı, gün batımı kokan, sevgiye büyümeye gönüllü çiçeklerin yağmuru..  Bir usulsüz, zamansız yılgın med cezir çarpışması.. Bir benlerini bulma anksiyetesi..
Bir yabancı kalınan cennetler manifestosu… Bir borcu artan günahlar cehennemi..

Elimde kalan, kalbime çarpan bu oluşların resmini yap Dali, tek tek duvarıma yapıştırayım onları. Her sabah bakarken onlara bir daha aynı külleri savurmam belki mavime.. Unutmak için bakmalıyım Dali, bir daha hatırlamamak için!

Anımsamak için de, karanlıkta sokak ışıklarının altında sek sek oynarken beni bulan annemin sözlerini ve ellerime iliştirdiği ayetleri yaz..
Bunları her gün okumalıyım, okumalıyım ki sargısını bulsun amansız yaralarım..

Gerçek Ben olmanın derin nefesini ver soluk boruma.. Hani kimseye tutunmadan bir asalak gibi onun dünyasında şekillenmeyen, sadece öz beni ile yaşama vuran gövdemden, özgürce uçan ruhumdan bahsediyorum. Uzun geceler silmiyor göz yaşlarımı bilmekteyim. 
Durup dinlenip, soruyorum: yüzüme vuran, ruhumu sıkan ve hak ettiğim lanetlerin karmasını mı yaşıyorum hep? Bahsetme deme, bahs edelim..

Bu nasıl bir karmadır ki, takvimler geçiyor, miadını dolduruyor acılar ve hala geçmiyor. O kadar kötü müydüm hala birilerinin lanetinin ağırlığı yayılıyordu gecelerde odama. Bu karmik bağların bir şifası olmalı Dali. Dün gece o insanların çakraları ile kendi çakralarım arasındaki bütün ipleri paslı bir makasla kestim. Bir ateşte yaktım o ipleri ve havaya yayılan mor bir duman kokusunda uyudum. 
Uykumda sayıkladığım adların, yağdırdığı yağmurlarda demetlerce çiçeklenen  ve sonra solan  kurumaya yüz tutmuş otlağımdan al beni.. Kalp ağrılarım çoğalıyor orada, kuşlar ağlaşıyor..

Bu karartan, ısrarla yok eden bir varoluştan uzaklaşmanın bir yolu olmalı, bir çıkış yolu olmalı!

Yeniden başlamalı, yeni bir nehir yaratmalı, yeni bir şarkı türetmeli. Bak, işlenmemiş demir gibi ışıldıyor gün, elinde tuttuğun anları gülümsetmeli...
Şifalarınla, yeni farkındalık katmanlarınla genişletmeli ufkunu.. Yaşadıkların değil, yaşamadıkların belirmeli o nehrin yüzeyinde. Yargılarından arınmış uyanışlarının ve beyaz özgürlüğünün şarkısını akmalı o nehirde…


Günaydın uyanmış evrenim!
İncipit vita nova!
Devamı >>

21 Ocak 2014 Salı

Gülce'den mektup arkadaşına:)

- 15 yorum

Akşam okuldan eve geldiğimde Gülce büyük bir sevinçle karşıladı beni. Mektup arkadaşı, sevgili Özlem ablasının gönderdiği mektubu büyük bir coşkuyla getirdi yanıma. Sonra ellerimden tutup, odasının kapısına ve dolabına yapıştırdığı gülen yüzlü stickerları ve tokasını gösterdi büyük bir sevinçle. Mektubu iki defa yüksek sesle okudum ona ve değerli Özlem ablasına şunları söyledi:

Sen çok güzel birisin. Seni ben pek çok seviyorum, prenses gibisin. Sen prensessin. Çok büyüksün, sen tatlısın çok tatlısın. Stickerları çok beğendim. Sana yarın çiçek toplayacağım. Okula giderken tokamı takacağım. Bize gel, annemle sana ıslak kek yapacağım:)))

 Özlemcim kocaman öpüyoruz ve sıcacık sevgilerimizi gönderiyoruz..

Devamı >>

4 yaş, sömestr etkinlikleri

- 24 yorum

Sömestr tatili yaklaşmakta. Evde aktivite yapmayı seven kızım için yapacaklarımızı listeledim. Belki size de bir fikir olur.

  • Aynı sesle başlayan kelimeleri bulma oyunu
  • Bir kağıda 5 rakamını çizerek dolaba asma
  • Bildiğimiz taşıtların resmini çizme ve boyama
  • Bir kağıda daire gibi geometrik cisimlerin şekillerini çizerek boyama
  • Birlikte kek, kurabiye yapma
  • Tam saatleri gösterme
  • El çırparak isimlerimizi heceleme oyunu
  • Kağıda 5 tane düğme yapıştırıp sayma
  • Evimizde bulunan yeşil eşyaları sayma
  • Klasik müzik eşliğinde resim yapma (parmak boya ya da sulu boya ile)
  • Deney: Baloncuk yapalım, bir bardağa su ve deterjan koyup pipetle üfleyerek baloncuklar yapalım.
  • Aile büyüklerimizi ziyaret etme
  • Gazete/ dergi resimlerine bakarak hikaye uydurma
  • Birlikte yap boz yapma
  • Müzik eşliğinde birlikte dans etmek, şarkı söylemek
  • Aile üyelerinin de katıldığı bir şarkı yarışması yapma
  • Çeşitli varlıkları koklayarak kokuları hakkında konuşma
  • Mevsim meyvelerinden oluşan bir meyve salatası yapma
  • Ayakkabı bağlama çalışmaları yapma
  • Evimizde ses çıkaran araçları bulma
  • Masa düzenimizi çocuğumuzun oluşturmasını istemek
  • Bir çocuk filmine gitmek
  • Birlikte bir hikaye kitabı okuma
  • Aynı sesle biten kelimeler oyunu oynama
Devamı >>

16 Ocak 2014 Perşembe

Susma Durağında İnecek Var!..

- 26 yorum

"Madem şu çiğdemin bir fikri; şu serçenin özel eşyası; şu taşın yarına kalma kaygısı yok, bunların hiçbiri bende de olmasın… Diye çok düşündüm.
Hatta kendimce birtakım kararlar bile aldım.
Ama olmuyor. Bir yandan yazdıklarım vasıtasıyla fikir beyan ediyor, bir yandan olmadık şeylerin koleksiyonunu yapıyor, bir yandan da yarına daha fazla kalabilmek için tüm gücümle şiire abanıyorum.
Özlediğim veya heves ettiğim dünya ile içinde bulunduğum dünya arasında, kabul etmek gerekir ki, dünya kadar fark var.
Doğrudur, bir otun bile iddiası vardır. Fakat bunu asla dile getirmez.
Doğrudur, havaya attığımız taş bile tekrara düşmez. Bir kar tanesi bile kendini tekrar etmez.
Ama biz ederiz.
Çocukluğumun sokağında, küçükler suyun, yetişkinler ekmeğin, büyükler de ölümün sözünden hiç çıkmazdı.
Bir de ‘ciddiyet’in sözü tutulurdu.
Çocukluğumun sokağında, insan olmanın ilk şartı, temiz olmaktı. Temiz olmayan, bozuk demekti. Evi dağıtıp kirlettiğimiz vakit, annemiz, “evi bozmayın” diye seslenirdi. Kirletmeyin değil, bozmayın…
O zamanlar, dünya hatır üzerine kuruluydu. Sadece annemizin ve babamızın değil; ağaçların, çiçeklerin, kuşların, suların da üzerimizde hatırı vardı. Ve bu hatır, her daim gözetilirdi.
Yine, başkalarına haksızlık yapılarak hak aranmazdı.
İnsanımız akli dengesini, ülkemiz ise adli dengesini henüz kaybetmemişti.
Devlet, “Lütfen kasaya doğru ilerleyiniz” demezdi.
Sonra devir değişti. Çok hızlı değişti hem de…
“Para benim için ikinci planda” diyenler gitti, yerine hesap makinesine benzeyen insanlar geldi.
İnci Enginün Hanım, “Nakit paranın önem kazanması, emek ve gayreti yenmiştir” diye yazmıştı. Yenilen sadece bunlar değildi tabii.
Kaç zamandır, “Ölümün hiç dostu yok, benim niye olsun” diye düşünüyorum. Daha doğrusu, düşünmeden edemiyorum.
Modern zamanlar, uzakları yakın kıldı.
Buna karşılık, en yakınımızdaki şeylerin uzağına düştük.
Sadece şu veya bu gıdanın değil, artık insan ilişkilerinin bile raf ömrü oldu. Her insanın son kullanma tarihi var. Çünkü insanlara insan olarak değil de, imkân olarak bakılıyor.
Şurada veya burada, bir avuç insan olarak, siyah beyaz bir gazete sayfasında yayınlanmış kırmızı güller gibiyiz.
Kırmızı olmasına kırmızıyız. Veya pembe. Fakat gazeteyi eline alıp bakanlar, haklı olarak, bunu görmüyor, bilmiyor.
Bir anlamda, herkesin rengi kendine gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Bundan dolayı olsa gerek, yazdıklarımız bir yere değmiyor, bir şeyi harekete geçirmiyor. Maalesef bu böyle…
Müzikte, “susma durağı” diye bir şey var.
Oraya gitmeye ne dersiniz?"
                                                                                              İbrahim Tenekeci
Devamı >>

15 Ocak 2014 Çarşamba

İnsan yasası

- 10 yorum

MADDE I
Bu yasaya göre
önemli olan gerçektir bundan böyle
önemli olan yaşamdır
el ele verip
gerçek yaşam için çalışılacaktır.

MADDE II
Bu yasaya göre, iş günlerinin
bulutlu Salıların bile
bir Pazar sabahı olmaya hakları vardır.

MADDE III
Bu yasaya göre
günebakanlar olacaktır her pencerede
günebakanlara da tanınmıştır
gölgede açma hakkı;
pencereler bütün gün açık tutulacaktır
umudun boy attığı yeşilliğe.

MADDE IV
Bu yasaya göre
insan, insana kuşku duymayacaktır.
İnsan, insana güvenecektir artık
rüzgâra güvenen ağaç gibi,
havaya güvenen rüzgâr gibi,
göğün mavi tarlasına güvenen hava gibi.

PARAGRAF I
İnsan, insana güvenecektir
çocuğa güvenen çocuk gibi.

MADDE V
Bu yasaya göre, kurtulmuştur insanlar
yalanların boyunduruğundan.
Kimse kuşanmak zorunda değildir artık
sessizliğin zırhını,
sözcüklerin silahını.
Sofradaki insana
tatlıdan önce gerçek verilecektir.

MADDE VI
Bu yasaya göre
gerçekleşecektir peygamberin düşü:
kurt, kuzuyla otlayacaktır
ne tad alırlarsa yediklerinden
aynı tadı alacaklardır yine.

MADDE VII
Bu yasaya göre
doğruluk ve aydınlık hüküm sürecek
ve insanların içinde dalgalanan
cömert bir bayrak olacaktır mutluluk.

MADDE VIII
Bu yasaya göre, en büyük acı
bitkide çiçek mucizesi yaratan şeyin
su olduğunu bilip de
sevgi verememek olmuştur ve olacaktır
sevgi arayan kimseye.

MADDE IX
Bu yasaya göre
alınteri taşıyacaktır ekmek.
Ama her şeyin üstünde, her şeyden önce
sevginin ılık tadını taşıyacaktır.


MADDE X
Bu yasaya göre, herkes
ne zaman dilerse giyebilecektir
bayram giysilerini.

MADDE XI
Bu yasaya göre
seven hayvan, insan
güzeldir,
seher yıldızından bile güzeldir.

MADDE XII
Bu yasaya göre
buyruk yoktur artık, yasak yoktur.
Her şeye izin verilmiştir,
gergedanlarla bile oynayabilir insan
ve ikindi üstü yürüyüş yapabilir
elinde kocaman bir begonyayla.

PARAGRAF II
Bir tek şey yasaklanmıştır:
sevip de sevgi duyamamak.

MADDE XIII
Bu yasaya göre, artık
satın alamayacaktır kimse
doğacak güneşleri.
Korkunun sandığından çıkarılacak
ve bir dostluk kılıcı olacaktır para,
gelecek günleri kutlama hakkını,
şarkı söyleme hakkını savunacaktır.

SON MADDE
Bu yasaya göre
yasaklanmıştır özgürlük sözcüğünü kullanmak,
ağzın aldatıcı pisliğinden
ve sözlüklerden kaldırılacaktır.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte
diri ve saydam bir şey olacaktır özgürlük
ateş gibi, ırmak gibi,
bir buğday tanesi gibi,
ve insan yüreğine yerleşecektir.
Thiago de mello
çev:Ülkü tamer
Devamı >>

uyuuu

- 6 yorum

"Uyanma hünsa; uyanma daha. Niçin inanmak istemiyorsun bana? Uyu, hep uyu. Sen mutluluğun çılgınca umudunun peşindeyken göğsün havayla şişsin, izin veriyorum buna; ama açma gözlerini. Ah, açma gözlerini! Seni bu durumda bırakıp gitmek istiyorum, uykudan uyanışına tanık olmamak için. Belki bir gün kalın bir kitabın tutkulu sayfalarında, içeriğinden ve çıkan derslerden ürke ürke öykünü anlatacağım senin. Şimdiye kadar yapamadım bunu; çünkü ne zaman bir girişimde bulunmak istesem, gözyaşı sağnakları iniyordu kağıdın üzerine ve parmaklarım titriyordu, ve elbette yaşlılıktan değil. Ama, bunu göze almak istiyorum sonunda. Senin büyük mutsuzluğunu her düşünüşümde, bir kadından daha güçlü olmadığım, küçük bir kız gibi kendimden geçtiğim için kızıyorum kendime. Uyu, hep uyu, ama açma gözlerini! Her gün, senin için Tanrı'ya yakarmayı unutmayacağım... İçin rahat olsun!"

Lautréamont / Maldorur'un Şarkıları

Devamı >>

14 Ocak 2014 Salı

La Jetée, 1962

- 10 yorum

" Bir kez daha Orly' deki ana iskelede; fazla kalamadığı, bu sıcacık, savaş öncesi pazar gününün ortasında. kafasını karıştırsa da, uçakları izleyen kendi çocukluğunun da buralarda olması gerekiyordu. ama o, her şeyden önce iskelenin ucundaki kadını aramaya koyuldu. ona doğru koştu. ama yeraltı kampından beri kendisini takip eden adamı fark ettiğinde zamandan kaçmanın mümkün olmadığını anladı. aklından hiç çıkmayan, çocukken kendisine izleme fırsatı bahşedilen o sahne ise, kendi ölüm anıydı. "

1962 yılı, Fransız yapımı, 28 dakikalık, siyah beyaz bir bilim kurgu filmi. Zamanda yolculuk üzerine. Başında "bu film çocukluk dönemine ait bir görüntüden çok etkilenmiş bir adamın öyküsüdür" yazar. Zaman-mekan, geçmiş-gelecek kavramlarını ustaca kullanan, görsel açıdan her karesi ayrı bir inceliğe sahip "bir Chris Marker fotoromanı". Son kısım, çok etkileyici, izleyin derim.



Bu kadını dinliyorum sıklıkla. Bir de şefkat özlenir mi, özlüyorum işte.. Psikolojide buna ne derseler desinler günlük, umrumda değil..
Azalmaya başlayan saçlarımı okşasın annem, sonra geceleyin yıldızsız gökyüzüne baktığımda içimden yarın hava güzel olmayacak galiba dediğimde, annem tuttuğu yıldızlarından diktiği pikeyi üstüme örtsün istiyorum. Güzel rüyalara dalmak istiyorum ona sarılarak. Çok içerleniyorum bağzı şeylere, çok üzülüyorum çocuklar..


"Bindiğim bütün taksiler beni anneme götürsün.."
Didem Madak

Devamı >>

7 Ocak 2014 Salı

Mürekkep damlası

- 30 yorum
Troya atı:
Her sahte at bir kez ele geçirir kenti ve unutma, hangi kentte doğmuş olursan ol, seni kim olduğunu bile bile içeri alana boşu boşuna içini boşaltma. Tarih, gün gelir, yazılmadığı gibi de yazılır çünkü (Bir bakarsın, gene surların dışındasın, kent sandığın vahaymış!) Havasız bırakıp boğamadığın içindekiler bile terk eder seni.
Ağaçtın, bir düş atı oldun. Şimdi yalnızca tahtasın. “Bir başka kent yok” senin için artık, bir başka vaha yok..
                                                                                                Fakir İdris, Dış Kanama
Derin bir uçuruma doğru gidiyordum; önce hayatımdaki tatlar sonra anlamlar azalmaya başlamış, beni derinliklere doğru çeken hüzün ruhumu paramparça etmişti. Bütün isteklerimden susarak, ağlayarak vazgeçmiştim. Küçücük gerçeklerle yüzleşemeyip kocaman yalanlar uydurup onlara sığınıyordum.
                                                               Derviş Şentekin, Beş parasızdım ve kadın çok güzeldi
Eğer ille de bir şeyleri seveceksek, yetişkinlere kıyasla çocukları sevmek daha az risklidir, hiç olmazsa ileride bizler kadar katır kutur olmayacaklarını ümit etmek gibi bir özrümüz vardır. Bilmiyoruzdur.
                                                                     Louis Ferdinand Celine, Gecenin sonuna yolculuk

Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.
                                                    Sait Faik Abasıyanık, Alemdağ'da var bir yılan
Kafanın derdine de derman bulamaz mısın?
İçimize kök salmış bu kara düşünceyi
söküp atamaz mısın aklımızdan?
Beynimize işlenmiş kuşkuları silemez misin?
Her şeyi unutturan tatlı bir ilaç verip bize,
atamaz mısın göğsümüzü daraltan zehri,
Yüreğimize çöken o baskıyı içimizden?

                                                                     William Shakespeare, Macbeth
Anılar gitgide uzaklaşıyor, bu kaçınılmaz. Ve ben de daha şimdiden birçok şeyi unuttum. Olayları anımsamak için şu satırları yazarken bile, zaman zaman paniğe kapıldığım oluyor. Çünkü birdenbire “belki de en önemlisi” unuttuğumu anlıyorum. Kendime soruyorum, acaba bedenimin içinde karanlık bir yer mi var diye, uzak bir bölge, en önemli anılarımın üst üste yığılıp balçığa dönüştüğü bir yer.
                                                                                Haruki Murakami, İmkansızın şarkısı

Neden yazarlığı seçtiğime şaşırıyorum baştan beri. Dil konusunda aşırı titizlenen, ürün verirken bitkin düşen, hatta sancı çeken biri neden yazarlığı seçsin.
Belki de varolduğumu kanıtlamak için yazıyorum. Belki edebiyatı bir miras, bir süreklilik diye düşündüğümden yazıdan kopamıyorum. Belki bir anlığına da olsa bir dünya kurma ve onu istediğim gibi işleme özgürlüğünden vazgeçemiyorum. Bütün bunlar bir yana, yazmadan edemediğim için yazıyorum. 
                                                                                         Tomris Uyar, Kitapla direniş
Huzur, sessizce sevmek olabilirdi. Ama insan işte! Bir bilinci var ve konuşması gerekiyor. Sevmek, böylece cehenneme dönüşüyor.
                                                                                Albert Camus, Defterler




Devamı >>

1 Ocak 2014 Çarşamba

Mutluluğu hep taze tut..

- 28 yorum

- Söyle güzel kız, damın üstünde ne yapıyordun?
-Rüzgâra baktım. Nereden esiyor diye.
-Rüzgâra mı baktın? Sana ne rüzgârdan?
-Çünkü rüzgâr nereden eserse mutluluk da oradan gelir,
-Ya demek öyle? Şarkınla mutluluğu mu çağırdın?
-Şarkı söylenen yere mutluluk kendiliğinden gelir.
-Ya mutluluk yerine mutsuzluğun en acısı gelirse?
-Ne yapalım? Mutluluğu bulamayan ötekine razı olmalı. Mutlulukla mutsuzluğun arası bir adım.
                                                                                                          Mihail Lermontov

I.

Bilmem birden kayıtsız kaldım. Öyle, kendiliğinden, şimdilerin deyimiyle spontane.. Hani baş aşağı sarkıtırsın ya bir nesneyi üstündeki bütün tozları savurursun aşağı doğru.. Öyle yaptım, yeni bir yılda çuvallamamak için; her şeyden kalan kırıntıları savurdum eski yılın koca çuvalına.. Gönderdim öylece, biraz hasbelkader biraz kasıtlı işte..

Kırıntısız, anısız çıkmak gerekti yeni anlara.. Hep diyordu ya Nilgün Marmara unutuş, bir kaynak olmalı yeniyi ana yaymak için. Bir kaynaktan öteye gitmemeliydi yaşanmışlık külleri..

II.

Geçen gün kızımla masada yemek yiyorduk, yemekte sürekli kalkıp başka bir şeylerle ilgileniyordu, ona yemek yerken sadece yemek yemeye odaklanmasını söyledim. Piaget' e göre somut işlem dönemindeki bir çocuğa bu söylediklerim hiç bir şey ifade etmiyordu, biliyordum. Kendimce somutlamaya çalıştım Karp'ın yollarını takip ederek, onun dilinde.
Sonra kendimi düşündüm, aynı anda bir çok işi yapmaya çalışan anneliğime baktım. Evde sürekli bir koşuşturma, okulda bir koşuşturma hep bir şeyleri yetiştirme telaşı ve ardından bitap düşen bir beden belirdi gözümde. Kızıma söylediğimi ne kadar yapabiliyordum?

İnsan bir iş yaparken sadece ona yoğunlaştığında başarılı oluyordu ve onun mutluluğunu tüm duyuları ile hissedebiliyordu. Çevremizde bitmeyen, tepkimizi bekleyen çok uyarıcı var ve yapmamız gereken birçok yükümlülük. Ve bunları mükemmel bir şekilde icra etme dürtüsü insanı çok yıpratabiliyor. O nedenle bir iş yaparken sadece onu düşünmeyi, hepsini bir sıra dahilinde gerçekleştirme konusunda biraz daha dikkatli olmayı salık verdim kendime.

III.

Hayatta aslolan inanmak, o anki yaşayışa, oluşa odaklanmak, başka bir şey düşünmemek ve geçmişten iyi çıkarımlarla arınmak, yenilenmek...
Her yapılan işin ardından ortaya konulan ürünle -küçücük bir şey de olsa bu- mutlu olmak ve  kendi varlığını kutlamak.
Hep sevgiyle, şirinlikle yaklaşmak kendine ve yaşama ve yaratılan her şeye..
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram