30 Kasım 2012 Cuma

3.tekil şahıs somutlamaları

- 12 yorum
         
    Geldiğinde üstün başın aldatılmışlık içindeydi.Islanmıştın iklimi belirsiz yağmurlarda,içeri buyur ettim seni.Yanaklarımdan öperken aynı koku değiştirmemişsin dedin.Soluklandığında bir kenara bıraktın ahkam kesmelerini.Usul usul akşam çöküyordu.Fuşya rengi bir flar,bir de en sevdiğim kasımpatılarından bir demet getirmiştin.Öğlenden kalma mantar sote,çorba yanına da ekmek kızartarak fakir bir sofra kurdum sana.Kasımpatılarını su ile doldurduğum vazoya koydum,pencereyi açtım rüzgar doldu içeri.Sense bu sofra kadar fakirleşen hislerimin farkında  olmadan,benim doğallığımı,içtenliğimi hiç bir yerde bulamadığını anlatıyordun.
   Ben kısa bir film şeridi gibi zihnimden geçen siyah beyaz zamanları anımsadım,uzaklara dalarak.Kafamın,kalbimin yalnızca seninle işlediği zamanlar vardı,basit bir nesnenin bile anlamlaştığı,sana büyüyen,değen anların gökkuşağı renklerine doğru dans ettiği anlamlı,bol vitaminli,enerjik günler vardı.
"Bir çağlayan gibi senin sevdana akacağım"diye sıcak notlar bıraktığım,beyaz bir bahçede gezinir,o bahçede tohumlar büyütürdüm sevgine dönük,ışığa dönük.Sense sanki başka bir aynadan görürdün çabalarımı,başka bir türkününün,başka bir amacın mistik havasında kalkan olurdun hayata.
Kapılarını bana tamamen kapattığın bir akşam "seni bırakmama gerek  var mı?"diye sormuştun."Gerek yok"demiştim ve tek başıma dönmüştüm zifiri karanlıkta,zifiri karanlığa dönüşen hayatıma.Bir binanın en yükseğinden yere çarpmıştım sanki,zorla gözlerimi hayata açmıştım sanki.Uyuyup ağladım,ağlayıp uyudum,bütün ayrılık sonrası ritüelleri tüm çıplaklığı ile yaşadım.
    Gitgide hayatla tek başına döğüşmeyi ve gece meleklerinin beni götürdüğü uzak karanlıktaki ışığı görebilme yeteneğini edindim.Makineleşen insanların oyunlarını önceden sezebilecek duyularım oluştu,farkettim onları,duyumsadım.Yaramı sevmiştim hatta ondan güzel bir perspektif oluşturmuştum kendime.Şimdi onca yıkım,onca onarım sonrası niye çıkıp gelmiştin ki?
Hiç düşünmeden bana uzattığın eli dostça çevirdim geri.Kapıyı açmamın tek nedeni bana hayatta özgürce mücadele edebilecek bir ruh kazandırmıştın ve bunun için ulvi duygularımla,sadece teşekkür etmekti.Aşkına söyleyecek sözüm kalmamıştı,önceden yazdığım sözlerin kağıtlarından da gemiler yapıp bırakmıştım açık denizimin sonsuzluğuna...
       
                                             
Devamı >>

28 Kasım 2012 Çarşamba

Ertelenenler

- 8 yorum
      
    En son neyi,niye ertelemiştin kendin için?Haftalardır sevdiğin bir arkadaşınla gidemediğin sinema filmini mi?
Önceliklerini belirlemede isteklerini es geçen bir hayat vardı dışarıda,içeride.Sadece varlığını sürdürmek için çalışmak,fiziksel ihtiyaçlarını gidermekten uzakta yaşamı anlamlı kılacak alanlar olmalıydı insanın dünyasında.
     En son kendin için ne yapmıştın?Yalnız başına sevdiğin bir cafede bir kahve ısmarlasaydın insanlardan uzak tuttuğun ıssızlığına.Ya da bir çiçek gönderseydin kendine.Geçen gün eski bir öğrencinin çiçekli sürprizi ne de mutlu etmişti seni.Akşam yapılacak yemeği düşünmesen bir gün,hiç tanımadığın bir insanın zorlu yaşamı için kaygılansan ve onun için birşeyler yapabilsen,onun için kaygılansan.
Arada gittiğim veli ziyaretlerinden kendi halime şükretmekten ve onlara öğüt vermekten çok daha öte yardımlar yapabilsem.
    Sırt çantamı takıp sırtıma görmek istediğim yerleri görsem,kimse meraklanmasa benim için,kaygılanmasa.Sting'in konserine yetişsem,o atmosferi solusam.Sürrealist bir aşık olsam,sürrealist şairlerimle Aragon'la,Eluard'la buluşup şiirleri üzerine konuşsam,şiirlerini okusam bir akşam vakti.Rutin hayatımdan bir süre uzaklaşıp kaybolsam ve kimse farkına varmasa.Sonra gelip kaldığım yerden devam etsem benim olmayan hayatıma.
     Biçilen rolleri,görevleri,sorumlulukları,gereklilik kipinde şekil alan gündeliği aşamamak ve kendin için hiç bir şey yapamamak.Bunları düşünmenin bile aykırı olduğunu,bencillik olduğunu düşünmek bazen bir kıskaca sıkıştırılıp kaldığını düşünmek.Ertelediklerini yaşamanın normale dönüştüğü bir hayat hayal etmek,gövdesi tükenişlerle değil de doğuşlarla genişleyen bir hayat ağacının dallarına erişmek uzak olmasa.Gözlerimi kapatınca bu erişilen dallardan çiçek kokuları alsam ve çirkin seslere kulaklarımı tıkasam,güneşten ödünç ışıklar alıp stoklasam,...
     Küçükken tüm kağıdı kurşun kalemle boyayıp sonra silgi ile onun üzerinde şekiller oluştururduk.Evrende böyleydi karanlıktı,sen bakış açınla,çıkarımlarınla karanlıkları silip,cilalayabildiğin ölçüde onu doğru algılayabiliyordun,onun gerçek yüzünü görebiliyordun ve sevmeye çalışıyordun.Bunun için de enerjiye ihitiyacın vardı ve enerjisiz hayat,hayat değildi.
Devamı >>

27 Kasım 2012 Salı

Demlenme vakti

- 8 yorum



Dünyayı durdurup,bir fanusta kıvranan benliğini azad et ve en sevdiğin şehirlere sal.
Bedeninin arzularından sıyrıl,ruhunun kanatları ile uç,
sonbahar demlenirken akşamlarında,
kahverengiye dönüşen öykülerin ayaklanırsa başka yönlere doğru,durdur onları.
Zincirlere vururlar o öyküleri,bütün heveslerini kursağında bırakırlar o öykülerin.
Uğruna hep yandığın,bir kez bile seni görmeyen eksantrik  krallıklardan uzak dur.
Kendini saldığın o gizemli şehirlerin sahillerinden gör dünyayı.
Kalbine en kalbi hislerle sarılanlara şükran duy,
Ateşlerden geçip vardığım ey yüce yaratıcı ,soyut bir dokunuşla kutsa beni,
Acıdan iniltilerimi,yolculuklarımı bir sınav olarak gör,parıldıyan bir dünya ver bana
Zaferlerinden ,doygunluklarından,yılgınlıklarından uzakta çok uzakta çok uzakta bir duruş!....



Devamı >>

26 Kasım 2012 Pazartesi

Aşure yaptımmm:))

- 25 yorum
Bugün güzel bir müzik eşliğinde ve Gülce Naz'ın yardımları ile anne kız aşure aktivitesi yaptık.Tarif kitabıma baka baka yaptım ama kendim yaptım diye demiyorum,güzel oldu:)Sonra yeni komşularımıza beraber dağıttık.Gülce yardım ederken defalarca anne bana "Annesine de  yardım edermiş" cümlesini kurdurdu.Yakınlarda oturan arkadaşlara da götürdük az yapmıştım ama dağıt dağıt bitmedi hakikaten bereketli oluyor.Yarın okula da götürürüm.Gülce ile iyi bir  poz yakalamak güç oldu.
Herkesin bu mübarek ayda güzel isteklerinin gerçekleşmesini diliyorum.
Devamı >>

66.SONE

- 5 yorum



"Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri,avuç açmaya değmez
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki  yoksullar mutluluktan habersiz
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru
O kız oğlan kız erdem dağlara kaldırılmış
Ezilmiş,hor görülmüş el emeği göz nuru
Ödlekler geçmiş başa,mertlik bozulmuş
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
Doğruya doğru derken,eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen'e
Vazgeçtim dünyadan,dünyamdan geçtim ama
Seni yalnız komak var,o koyuyor adama
Vazgeçtim bu dünyadan...."

                                  Wiliam SHAKESPEARE







Devamı >>

25 Kasım 2012 Pazar

Yazılmayanı Yazma

- 4 yorum
 

                         "Çok az insan hayal ettiğini yaşar.Çok azı söylediklerini yapar.
                           Yazar,yazdığı kahraman değildir.
                           Balzac olmayan her şey,Balzac'ın kitaplarındadır..."
                                               
      Bazen hayat yeni bir deftere başlamak gibidir.Yazılmamışları yazma gayretinde,notlarını hızla yetiştirmeye çalışan bir öğrenci çevikliğiyle yazılmaya çalışılan ama bitmeyen.Bazen uyuşuktur hayat,perşembelerin hep cuma olmasını dileyen ve o günün ağırlığından hiç bir şey yapamayacak kadar şarjsız,halsiz duruma gelen.Onu renklendiren,ayaklandıran hayallerdir,her gün belli zamanlarda çıkılan kısa,ancak dokunuşu uzun soluklu olan hayallerdir.
      
     Herkesin beklentileri,hayalleri,yaptıkları yapacakları vardır.Bunun yanında çevrenizde enerjinizi çalmaya çalışan hırsız,nursuz insanlar ve olaylar silsilesi sizi yenik düşürmek için her gün yerlerini alırlar.Siz de farkında olmadan  o kaosun içinde hazırlanırsınız yaşama her gün.Sonra anlardan bir an o insanlardan "her şeyin en iyisi,en güzeli olmak için uğraşıyorsun,çok hırslısın" naraları çarpar koridorlara.Hafif bir tebessümle bakarsın o birbirini tanımadan yargılayan,kin büyüten kararmış yüreklerin siluetine ve birbirlerine karşı bastırdıkları  duyguların çarpışmalarına şahit olursun,uzaklaşırsın o koridorlardan.Yumulursun hayatın seni çeken en sakin alanlarına.En gürültülü bölgelerde yuvalarından fırlamış gözler,dengesini kaybetmiş kişilikler,tahammülsüz,başkalarının düşüşünden,acılarından haz alan zavallılar görürsün.Öteye en öteye gidersin,uzaktan bakarsın onlara.Görmezden gelme oyununu oynarsın.Ağır oyunlardan biridir yani oynadığın kişiye ağır gelir.Oynayana da çok ağır gelmez aslına bakarsan çünkü kaybettiklerinden çoktan payını almıştır o kişi.Ağırlık diye bir şeyi yoktur.
    
     Bütün çabalarının kocaman bir hiç olduğunu gördüğün zamanlarda,o enkaz zamanlarında yaftalanırsın kendini bilmezlerce.Bütün kırılmaların konağı olmuşsundur.Yeniden kalkacaksındır,yeniden başlayacaksındır her şeye bilirsin.Zor olduğunu bile bile o kırılmalarla yıkanmaya izin vermeden bir sonraki durağa gidersin.Bir sonraki durak,bir sonraki durak derken yığılan kırılmalar ansızın bir akşam küçük bir sözde vuku bulur kendine.Tüm vantuzlarınla emmek değil de dışarıya akıtmak istersin o kırılmaları,hönkürerek kimsenin görmediği yerde ağlamak ve kusmak onları.Kimsenin görmediği yerde çünkü ağlamak acizlik derler adama,bilirsin.Anlatamazsın birikenleri ve bu da koyar içinde hassas çiçek haline gelen çocuğa.İç sesler koron yükselir.Sonra bütün o kırılmaları yazarsın parşömenlere en sonuna ex oldu(exitus lethalis) yazarsın.İç sesler korona da söylettirirsin,her canlı kalan kırılmalar ölümü tattı,tadacaktır dersin.
     Sarı bir sonbahar öğleni,hafif yağmurları karşılarken toprağı eşeler o parşömenleri gömersin en derinine toprağın karnının.Artık senden çıkmıştır o kırgınlıklar sana ait değildir,senin bir parçan değildir.Tüy gibi hafif bastığını düşünürsün yeryüzüne.Çürümüş halihazırda bekleyen kalıntılar kumaşını koca bir makasla kesip uzaklaştırırsın şimdinden.
      
        Yazarsın,yazarsın aynı döngüde aynı kıyıda büyüyen sözlerde kıvrandığını düşünürsün.Olsun bu bir saha,bu bir antreman ve özünü bulma,üslubunu oturtma süreci.Evet bir gün kendin olmayan her şeyden sıyırıp öyle bir usla konuşturursan kalemini o zaman gerçekten yazmış olacağını söylersin kendine.Yazdıkça yazılmayanı bulacak ve yazılmayanı yazacağım dersin.
Devamı >>

23 Kasım 2012 Cuma

En son okuduklarım

- 8 yorum
   Hakan Günday'ın okuduğum 2. kitabı.Zargana Berlin'de dört kişinin tecavüzüne uğradıktan sonra kendini insanlardan koparır hiçliğe aşık olur.Parçalanmış benliğini ortaya koymak için hayat oyunu kurgular ve sahneler.Kitaptan:

"Bir insan ya gitmek ister ya da kalmak.Gidenler üzüntüyü çarşaf yapıp üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir.Kalanlarsa vasat hayatlarını,bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları haline gelir.."

"Hayat, magmanın tabanları yakmaya başlayacağı güne kadar var.Daha sonrası yok.Küllerin aşkları, dostları olmaz.El ele bile tutuşamazlar.Rüzgâr izin vermez.Savrulurlar. İnsanlar gibi.Bronzlaşmış tatilcilerin tanımadıkları denizlerin akıntılarına kapılmaları gibi.Yanık kokan bir dünya. Tüten insanlar. Dumanlı bir hayat. Cehennemden biraz daha serin bir dünya."

 "Bibloları,fırının düğmelerini,kapı kollarını teker teker temizliyordu.Temizliği yaparken hep aynı şeyi düşünerek eğlendirirdi kendini.Elindeki bulaşık eldivenlerini.Dünya üzerindeki bulaşık eldiveni takan kendi halinde bütün ev kadınlarının potansiyel birer katil olabileceğini düşünerek gülerdi kendi kendine.Bulaşık eldiveni takmış bir kadını kızdırmanın ölümcül olacağına inanırdı.Üzerinde “Ailemi seviyorum!” yazan önlükleriyle,yeni yıkanmış gömleklerine çilek reçeli döktükleri için sekiz yaşındaki ikizlerini boğan,üstelik geride parmak izi bırakmayan kadınları düşünürdü saatler süren temizlikleri boyunca.”

“Dünya üzerinde iki tür insan vardır:
trafikte sarı ışığı görünce frene dokunanlar ve aynı sarı ışık karşısında gazı kökleyenler"

"İnsanlari anlamak zor degil.Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter.Haritalara benzerler.Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.Sarışınlara benzeyen hayatları.Güzel ama aptal hayatları."


 

     Dizüstü edebiyatından Sami Hazinses rumuzlu blog sahibinin kitabı.Kahramanımız Hüsnü'nün bir dolu kadınla olan münasebeti komik,argolu bir şekilde anlatılmış.Erkeklerin ilişkilerdeki tutumları,beklentileri eğlenceli bir şekilde aktarılmış.Havai ilişkilerden sonra gerçekten aşık olan Hüsnü'nün hikayesi.Kitaptan:

" İnsan neyle yaşar sorusunun cevabıydı:kadın"

"Babama desem ki"baba,sen bana adam olamazsın derdin ama bak ben süperman oldum"kuvvetle muhtemel bana diyeceği şey,"sigortası var mı"olur.

"Usulca uzandım,çünkü "beni öper misin?diye soran kadın,yarın,"beni niye aramıyorsun?diye trip atan kadın olacaktı."


Cezmi Ersöz'ün 27 denemeden oluşan akıcı kitaplarından biri.Kitaptan:

"Kaptan bir ara:"Biliyor musun dünyaya başka bir açıdan,hiç bilmediğimiz başka bir yerden bakıyor o;biz o yeri bilmiyoruz,ya da bir zamanlar biliyorduk,sonra da kaybettik,bütün umutsuzluğumuz bu yüzden belki de..."
"Artık yorulmadın mı sürekli oynamaktan?diye sordum sahici bir merak duygusu ile.Derin bir nefes aldı"evet çok yoruldum oynamaktan.Artık insan içine çıkacak halim kalmadı.Belki ancak evimde dört duvar arasında oynayabileceğim bir rolü sürdürebilirim artık.Mesela?işten atılmış,ardından yakınları ve dostları tarafından ihanete uğrayıp terk edilmiş ve artık evinden dışarı çıkmayan bir insan rolü olabilir bu."

"Biliyor musun,fotokopiyle çoğaltılmış gibisiniz.Duygularınız hep önceden kurgulanmış.Bana benzer şeyleri söyleyip sonra da benimle sevişmek isteyen ama göğsümdeki semenderi görünce hemen hemen aynı tepkileri gösteren o kadar çok erkek oldu ki,artık her şeyden ve herkesten umudumu kestim..Gece aldıkları alkolün etkisiyle benim için ölmek istediklerini söylerler  buradan giderken de cüzdanlarını kontrol ederler,yerinde duruyor mu diye..."



Devamı >>

20 Kasım 2012 Salı

Acı tatlı sözlük

- 17 yorum

Annelik?
  
1.Sürekli sınanan her anından yeni şeyler öğrendiğin sonu olmayan bir okul.2.yeterliliğini kontrol eden sürekli kendini yetersiz hissettiğin,onun her olumsuz etkileşiminden ya da her öğrendiği tepkisel davranışlarından kendini sorumlu tutma özelliğini kendinde barındıran deli ruh hali.3.Boşa kürek çektiğini hissetmek yer yer ektiğin tohumların hiç bir işe yaramadığını düşünmek gibi bütün yelkenleri suya indirebilitesi olan kırılmalar sirkülasyonu.4.Sürekli sorgulama,denenme,mevcut durumlardan çıkarımlardan bulunma hali.5.Onların davranışlarını örnek alıp çoğu zaman da hayata onların penceresinden bakıp,olayları düz mantıkla algılayıp her şeyi sallamama,oyunlaştırma rolüne girme durumu.6.Aynı zaman dilimine birçok işi sığdırma yarışı.7.Ruhu saflıkla duş aldırma.8.Emekliliği olmayan tek iş.9.Günün parlaklığını hep görme ve bir yıldızı tutma,kollama durumu.10.Kendi anneni anlama ve takdir etme.11.Defalarca ben sana söylemiştimli cümleler kurmak istememe ama çoğu zaman böyle cümleler kurma,buna benzer çelişkiler kulvarında koşma.13.Bitkin ve çaresiz bir durumdan onun komiklikleri ile çıkma.14.Uzantısı olarak gördüğü o minik varlık için olağanüstü sabır ve hoşgörü egzersizleri yapma.

Devamı >>

19 Kasım 2012 Pazartesi

Gülce'nin okul çalışmaları

- 13 yorum



     Bugün okulda yaptığın çalışmaları büyük bir coşkuyla getirdin eve.Hepsini tek tek anlattın.O minik ellerinle yaptığın çalışmalar çok güzeldi kızım.Sonra mutfağa geçerek saklama kabından sevdiğin ıslak keki çıkararak yemeye başladın.Sen "ıımmmhhh ımmhh çok lezzetli olmuş,çok güzel olmuş,en sevdiğimden yapmışsın"diyerek kendinden geçercesine yerken ıslak kekini,ben gözlerine baktım ve hayattan öyle tatlı,lezzet alacağın anlar diledim sana.O minik ellerin hayatın en estetik yanlarına değerek büyümesini geçirdim içimden.
Devamı >>

17 Kasım 2012 Cumartesi

DÜN DAĞLARDA DOLAŞTIM EVDE YOKTUM

- 6 yorum
Güneş cebimde bir bulut peydahladı.Taş, kördür diye yazdım. Ölüm, geleceksiz.
Şeylerin yalnız adı var. Ve: 'Ad evdir.'  (Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım,  evde
yoktum.  Bir uçurum  bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda.Buydu  bizim kendine
sonsuz  olanı  duyduğumuz.Nesneler  ki  zamanda   vardır.Terziler  çıracısı  Hermüsül
Heramise'nin  pöstekisi  her  bahar   ayaklanırdı.Yağmur  yağmamazlık   edemez.Taş,
düşmemezlik.

 Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur.Otların canı sıkılmaz.Kurşunkalem
kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem,bir söylene dönüşmek içindir dünya.
Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! Sonsuzluk dediğimiz
budur.
Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum.Ölüme, o büyük tümceye,
çalışacağım.




                                                dün dağlarda dolaştım evde yoktum
                                                                                    
                                                                                   İLHAN BERK
Devamı >>

13 Kasım 2012 Salı

Gülce'nin İrem'i

- 14 yorum

       Bugün  okuldan çok sevdiğim arkadaşım Özlemcim ve kızı İrem bize geldiler.Okul çıkışında,bugün geleceğim dedi,ben de hemen eve koşup etrafı toparlayıp,pratik,çocukların sevebileceği pasta,yemekleri hazır ettim.Gülce İrem'i çok özlemişti,ben hazırlık yaparken "anne nerde kaldılar?" diye sabırsızlıkla bekledi onları.Sonra onları görünce ben de,Gülce de çok mutlu olduk.
       İki tatlişko okul yorgunluğundan mı desem birbirlerini çok özlediklerinden mi desem bilmiyorum ama güzel güzel oynadılar.Biz de Özlemciğimle hayat dair pozitif sohbetler ettik.Pastayı yemeden önce gelenekselleşen mum üfle merasimimizi de çocuklar mutlu olsun diye,gerçekleştirmeden geçemedik.Mumları üflediler ve hemen parmakları ile yemeye başladılar.Güzel bir günü tarihin sonsuzluğuna bıraktık.İyi ki güzel dostlar ve onların güzel anlaşan kuzucukları var....
Devamı >>

9 Kasım 2012 Cuma

Ahtapot annem,Ben Ten Çocukları ve ben Caz

- 4 yorum
   
       6 Kasımda tam 34 aylık oldum yani 35. ayıma girdim.Annem atlamazdı,günü gününe notlarımı yazardı bugün de ben Gülce Naz olarak iki gün gecikme ile yazayım dedim.
      Günlerim güzel ve yoğun geçiyor.Sabahları erken uyanıyorum,annemin hazırlandığını hissetmemden mi çok erken yattığım için mi bilemiyorum ama kargaların kahvaltı ettiği vakit uyanmış oluyorum.Annem kıyafetlerimi akşamdan hazırlıyor babamda sabah kıyafetlerimi giydiriyor,sonra araba ile okula bırakıyor.Okulu seviyorum hele öğretmenimi...Ona canım öğretmenim deyip sarılıyorum.Geçen gün onu bizim eve kahve içmeye bile davet ettim.Annem bir öğleden sonra güzel mamalar yapalım öyle çağıralım dedi.Sınıfımda değişik davranışları olan,vurmaya,kırmaya,dağıtmaya can atan çocuklar var annemle ben onlara Ben Ten çocukları diyoruz.Onlarla yeni tanıştım ben.Geçen gün suluğumu okula götürmüştüm bu arkadaşlarım suluğumun biberona benzeyen ağzından dolayı bana "bebek,bebek"diye seslendiler "ben bebek değilim"diye bağırdım.Evet benim dünyam onlarınki gibi vurdulu,kırdılı çizgilerden türemiş değil,dünyamın renkli çizgileri peppe,barbi ve şirinler.Onlara da annem izin verdiği zamanlar takılıyorum.Barbiyi o kadar seviyorum ki anneme barbili,pembiş bir yorgan aldırdım ona sarınıp güzel uykulara dalıyorum.
      Okulda boyama,yapıştırma,kesme faaliyetleri yapıyoruz.En çok kesme de zorlanıyorum çünkü önceden annemle fazla kesme çalışması yapmamıştık.Diğer faaliyetlerde daha başarılıyım,geçen yapılan veli toplantısında öğretmenim öyle söylemiş anneme.Yaptığım etkinlikleri eve büyük bir gururla getiriyorum.Yukarıdaki çalışmayı da ben yaptım.Dişlerimi de düzenli fırçalıyorum.Kahvaltıyı okulda yapıyorum arkadaşlarımla dişlerimizi fırçalıyoruz akşamları da annem ya da babamla fırçalıyorum.Öğlen yemeğini de annem gelene kadar beklediğim için okulda yiyorum daha doğrusu yemiyorum hep paket yapıyorlar.Böyle yaptığım için ve annem öğlen yemeği menüsünü faydalı bulmadığı için bu aydan sonra okulda yemeyeceğim.Annemin sevmediğim pırasayı türlü şekillerde yedirme oyunları,eti eritip koyduğu çorbaları yemem için farklı kılıklara girdiği anlar yakın.Ne yapayım şu sıralar iştahım yok.Yememek için kırk takla atıyorum annem de aynı oranda farklı arayışlara giriyor.Bir de her gün anneme okul çıkışı bana ne sürpriz getirdin diyorum.O da bana balon,toka,sticker  gibi ufak ama şirin hediyeler getiriyor
      Okul çıkışı eve gider gitmez,kıyafetlerimi çıkarıp elimi yüzümü yıkayıp doğru yatağa gidip,mışıl mışıl uyuyorum.Uyandıktan sonra Montessorik annem ev okulu aktivitelerinden birini hazırlamış oluyor onu yapıyorum ya da ödevim varsa onu yapıyorum.Sonra annem elimin üstüne küçük bir yıldız yapıyor unutsa da ben hatırlatıyorum her gün yıldızımı alıyorum.Annem kitap okurken ben de kitaplarımı uydurduğum şekillerde okuyorum annem de bu halime gülüp kendisi bana okuyor.Bazen de hava güzelse parka gidiyoruz en çok kumla oynamayı seviyorum.Sonra müzik,dans saatimiz oluyor hareketli şarkılarda dans etmek çok eğlenceli.Annem akşam için yemek yaparken renkli taşlarımla oynamayı ve annemi izlemeyi seviyorum.Onu bir ahtapot olarak hayal ediyorum bir çok kolu olan.Öğrencilerine etkinlik hazırlar,evde hiç durmaz,yemek,temizlik,evi derleme toplama,benimle oyun,gezmeler,veli ziyaretleri,evin eksiklerini tamamlama gibi her şeye yetişmeye çalışır,say say bitmez.O benim ahtapot annem işte kaşıyacak sırtı yok gibi.
   Evdeki bütün küçük değişiklikleri,yeni alınan bir şeyi hemen fark ediyorum herhalde kız çocuğu olduğum için ayrıntıları görüyorum hemen.
    Yeni evimizde yeni komşularımızla tanışmadık henüz.Eski apartmandaki arkadaşlarımı çok özlüyorum.İstediğim bir şey olmadığı zaman çok bağırıyorum işte o zaman Gülce Caz oluyorum.
Şimdilik benim pembe bulutlu dünyamdan haberler böyle.Hepinize saf dünyamdan saf sevgiler.
Devamı >>

2 Kasım 2012 Cuma

Okuduklarım

- 8 yorum
Hakan Günday'ın okuduğum ilk romanı "Azil".Azil,Türkçe'de "görevden almak"anlamına geliyor.Yazar bu kitapta sistemin bir parçası haline getirilmeye çalışılan topluma olan eleştirisini,insanın yüzeyselleşmesini,teknolojinin dayatmasını hayal,gerçek arasında yaşayan,delilik ile dehalık arasında gidip gelen ana karakter Asil'in yaşamı üzerinden anlatıyor.İnsanoğlunun ahlak,toplum kuralları,gelenekler gibi kalıplara sığınarak "ben"inden ve yalıtılmamış dünyasından saklayarak yaşadığı gerçekleri suratına çarpıyor.Fizik kanunlarının hayata yansıyan izdüşümünü ise felsefik açıdan değerlendiriyor.

      Dizüstü edebiyat serisinin 4. kitabı  "Sorun Ben de Değil,Sen de" Pink Freud rumuzlu bir blogcuya ait.Bu seri ile yeni tanıştım.İki üç günde kıkırdayarak çabucak okudum.Kitabın kahramanı Pelin dört yıllık sevgilisi Bora'dan ayrılıp bir yıl içerisinde farklı farklı erkeklerle kısa süreli beraberlikler yaşar.Bütün erkeklerde eski sevgilisini arar,düştüğü bu halleri onun omuzlarına bindirir.Sonunda yorulur kendini tam  anlamıyla veremediği bu ilişkilerden,kendi halinde yaşamaya başlama kararı alır.Gülerek okurken onun renkli dünyasını,kitabın sonunda duygusala bağlayabiliyorsunuz.
Muzip,argo içeren samimi bir dille yazılmış bu kitap aslında kadınların erkeklerden beklentilerini,onların hayal dünyalarını,fizyolojik,psikolojik alemlerinden kaynaklı aksak yanlarını aktarmakta çok net.

     Erich Kastner,  'Noktacık ile Anton' ise Can yayınlarından çıkmış bir kitap.Çocuk bakıcısıyla birlikte kılık değiştirip, dilenci giysilerine bürünerek sokaklarda kibrit satan Noktacık ve yoksul arkadaşı Anton'un macera dolu kısa yolculuğu anlatılmakta.Kastner çocuklara iyi ve güzel değerleri her bir bölümden sonra farklı başlıklar altında samimi bir dille anımsatmış.
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram