31 Ekim 2012 Çarşamba

Büyümek

- 8 yorum
    
    Hafif bir yosun kokusu bir de deniz kenarında kısacık şortu ile çömelip yerden minik çakıl taşlarını denize fırlatan siyah saçlı bir kız çocuğu vardı.Yerden aldığı uzun saplı bir çöple denizin üzerinde şekiller çiziyordu.Çizdiği şekiller doğal olarak  her defasında kayboluyordu.Gözünün önüne iki gündür gelen bu kare hangi sayfayı açmak istiyordu?
  Antik bir kentin yapayalnız bir gezginiydi.Uluşurken bütün kurtlar ormanın derinliklerinde,baykuş sesleri ve gece ağır ağır türküsünü mırıldanırken en dipsiz kuytulukların en saykodelik yüzünde sanki şuursuzlaşmıştı.O eski zamanların uzun koridorlarından geçen büyük kapılarını araladığında,gözüne ilk ilişen salaş bir sokakta kelebeklerle yarışan,onları geçmeye çalışan zırcahil bir kız,küçük istekleri olmayınca annesine küsen en sevdiği çantasını,elbisesini eline alıp dama kaçan ve dünyanın tek derdinin bu olduğunu var sayan ak pak bir çocuk resmi.Rüzgar gibi geçen o çocukluk günlerinden anımsadığı yaraları ile oynamayı sevdiğiydi.O eski evde unuttuğu gitarı bir de hep gülen ışıyan gözleri vardı fotoğraflarda.Şimdi,şu anda gülümseyerek çektiği fotoğraflarda bile gri bir yüzün çıktığını görmesinin bir tanımı var mıydı?
    Yaşlanmak,büyümek bu muydu?Dünyadaki dertlerin ölçümünü veremeyecek kadar büyük bir değirmende öğütüldüğünü görmek miydi büyümek?Ne zaman büyümek denilen fiilin içine girerdi insan?Zehirli insanların fark etmeden zehirleyişlerine tedbir almaya başladığında ya da kendi olarak bir ilişkiye dokunmamayı öğrendiğinde mi büyürdü?Söylesene anne,sen bilirsin,büyümek denilen şey varılacak bir noktaysa ben neresindeyim,daha ne kadar yolum var?
    Neden susuyorsun anne?
Bak her gece olmasa da sütümü içiyorum,yalın ayak basmıyorum yere,yalın yürek basıyorum hayatın tuşlarına,üstüm açık uyumuyorum,her sabah senin sabahlığını giyerek sabahı karşılıyorum,çünkü çok soğuk sabahları burası ve içim üşüyor,hem önceden dinlemediğim bütün sözlerini de dinliyorum şimdi.
Devamı >>

28 Ekim 2012 Pazar

Bayramda

- 2 yorum
      
    Bugün bayramın son günü,dilerim arzu ettiğiniz gibi geçmiştir bayramınız.Bugün sizlerle benim için önemli bir insanın bana yazdığı samimi yazısını paylaşacağım. 

Bayram düşlemleri 1-2..
         “Hadi hazırlan gidiyoruz.” ‘Nereye?’ senin çok iyi bildiğin, benimse daha söylerken boğazımda düğümlenen yere ‘ Oppss dur orda bakim,ne zaman büyüdün sen,ne zaman elin kağıt kalem tuttu?Bilmem,çok zaman geçmiş’
Yaşımı söylerken duraksıyorum artık,senin birkaç yıl önce geçtiğin yaştayım..Hadi gel gidelim,bir kahve yapayım,şöyle kokusu tüm evi saran cinsten ardından anlatmaya başlayalım.Sen anlat ben dinlerim,zamanında dinlemediğim,şimdi ise senin anlatmaktan sakındığın konuları anlat bana..Hani şu çilek kokulu,böğürtlenli olanlardan.Fonda Muraşkamızı açmayı da unutma.Tabi hepsinde anlatacak bir şeyin var çünkü her şarkı sana bir şey katmış.Sen farkında değilsin o şarkılar sana,sen ise bana çok şey kattın.Son ses açalım şarkıları,ezgiler dönsün,biz bağıra bağıra konuşmaya çalışalım hazırlanırken.E gidicez ya.Evet elim kalem kağıt tuttu ama napsam da senin gibi derin yazamayacağım biliyorum,olsun.

Bugün bayram.huzurlu ve mutlu bayramlar dilerim ben.Karşıdan ‘kurban’ kurban keser mi? diye bir mesaj   alırım ve  beraber kahkahalara boğuluruz ama buruktur gülüşümüz.Depresif çalkantılarda boğulan mesajlar alırım ben ama nedense pembe bir tablo çizmeye çalışırım.Bilmem,belki bilinçaltıma atıyorum derim. Oysa kurbanlıklardan biri de benimdir.Herkes bir nevi kurbandır.Belki içsel,belki dışsal,belki büyüsel..Çok uzattım diğmiii hani gidiyorduk,tamam hazırım hadi gidelim…

Uzunca bir yol  var,hangisinden başlasam ki.İçime ata ata kemirdi beni,yazmam lazım,yoksa çatlıcam.Aman çatlama dur bir de seninle uğraşamam.Ya da önce ben patlıyim sonra siz patlarsınız.Buna da gülersin senJNe kadar da çok benziyorsunuz birbirinize ayırt edemiyorum yolunuz yordamınız ayrı ama aynı sen tıpkısının aynısı.’Benim gibi olmak zorunda mısın biraz kendin ol kendin!  Kukkuyruk olma’ tamam olmam. Bak işte artık kendimim.Ama sen de hep yanımda ol.Yalnız değilsin düşlerini biliyorum.Seni hep güçlü görmek istiyorum çünkü öncümsün.Yol gösterdin.Düşlemler aşkına!Ne diyorsun sen? Beraber kapıları çalalım misafirliğe gidelim,onlar konuşurken senin yüzüne bakmamak için kendimi zor tutarım çünkü yüzüne baksam kopucam gülmekten.Çünkü seninle hep aynı şeylere güleriz ve bazen derim ki o olsaydı aynı benim gibi yerlere yata yata gülerdi diye.Nelere gülebileceğini de biliyorum.Seni biliyorum sen bilmesen de buna inanamasan da.İçinde yaşadığın alacalı bulacalı sorular,müphem düşler...
Belki de buydu bizi gizemli olana çeken. Genlerimizde vardı.Herkesi kendi aynamız gibi görürdük.O kadar yalın ve içtendik oysa.Biz başka bir şeye gülerdik onlar yanlış anlardı.
Gece olsa ‘melon şapka’ dinlesek.Sen ders çalışırken sessizce kendine söylediklerini duyardım,uyuduğumu sanırdın.’Kazanıcam’ derdin.Ben de sessizce dinlerdim.Nefes almaktan bile korkardım,duyacaksın diye.Bak kazandın işte.

Birileri sabah uyandım kahvaltı yaptım ,geri uyudum v.s. der bu bayramda.Bayram bizim neyimize,deliye her gün bayram replikleri..Biz yine gülerdik.Afrodit kadar güzeldin ama hala sorardın: ’güseeell olmuş muyum?’evet güzelsin tatlı bir bayram sabahı kadar.Göremeyenler utansın.Dur gözünü seveyim melankoliye bağlama.Tamam dur kahve kapıp gelcem. Ama köşelerde bekletme şu kahveyi,dalma yine düşlemlere o muğlak,o öznesi belli olmayan düşlere…Soğuyunca içmiyorsun tıpkı biriktirdiklerimiz sonra soğuduğunda döktüğümüz düşler gibi…"
                                                     ELSA

Devamı >>

22 Ekim 2012 Pazartesi

Düğün-Tatil-Uç Aşağı

- 8 yorum
     Memlekete yakın akrabalarımızdan birinin düğünü vesilesi ile erken geldik,iki gün için de izin aldım,böylelikle bayram tatilimiz erken başladı.Düğün için her zaman gittiğim kuaförde iki gelin olunca ben de kardeşimin kuaförüne gittim.Randevu aldım iki saat gecikme ile kuaföre gittim.Kuaför bayağı bir kalabalıktı.Randevu aldığım çocuğa bak çok kalabalık gideyim istersen pek vaktim yok dediysem de dinletemedim,seni hemen alacağım dedi.Beklemeye başladım,ayaktan başlayıp kafaya kadar süzen müşterilerin bakışları eşliğinde.Sonra su dalgası istiyorum dedim.İri su dalgasının boyutunu iki üç denemeden sonra bulan arkadaşa soruları ile saçım bitene kadar hayatımı anlatmak zorunda kaldım.Yok işte hiç yaşımı göstermiyormuşum,güzel bayanları bırakmazlar hemen evlenirlermiş tabi,saçınız çok güzel oldu ama ama…Yeteeer diyip kaçasım geldi zaten bir daha gelemeyeceğim,bu kadar iltifata lüzum yok diyemeden çıktım.

Eve geldim Nazımızı hazırladım onun saçını da ben yaptım,meşhur tacımızla çok şeker oldu.Düğüne gider gitmez oturmayalım anne  hemen oynayalım diyen bir kızım vardı işte.Onu kaybettiğimde en önce bakacağım yere en son bakıyordum,oynayanların ortasında buluyordum genelde.Allahım bu velet oynamayı,dansı,düğünü ne kadar seviyordu,kime çekti ki?Ben o kadar sevmem yani. Halay çekenlerin en sonunda sevgili Ceyda ile halaya durmak çok mutlu ediyordu onu.Ben de elimde makine ile  bir güzel pozunu yakalamaya çalışıyordum,resmini çekerken etrafa bakan,objektiflere kolay kolay bakmayan bir kızım vardı işte.Doğru düzgün bir foto yakalayamadığım için gördüğünüz üzere yayınlayamadım tabi.

Platform topuklarla delice oynamaya çalışan hatunlar ile,damadın izlenesi zeybek dansı  ile eğlenceli bir düğün sonunda Nazımız çok yoruldu,anneanneciği ile uyumak üzere eve yollandı.Biz de gelin ve damadı gezdirme konvoyuna katıldık,bol bol resim çekindik ve eve geldik.

Gece geç uyuyunca sabah geç uyandık güzel bir pazar kahvaltısı yaptık Nazla.Sonra yeni bir kitaba başladım,bir de ne zamandır izlemek istediğim”Dünyanın minik yıldızları-Her çocuk özeldir” filmini izledik,Gamoş,ben,Naz ve arada soruları ile filmi takip etmeye çalışan annemle.Film çok güzeldi,öğrencilerime bakış açımı daha da esnekleştirdi,sonunda gözlerim doldu,etkileyiciydi.

Filmden sonra kardeşceğizimin yatağında plates yapmaya başladım,en zor hareketlerden birini gösterirken kardeşime,yataktan aşağı fena düştüm.Resmen yere doğru takla atmak gibi bir şey oldu.Allahtan bir yerimi incitmedim,bayıla bayıla güldük.Kahkahalarımızın yüksek desibeline annem geldi,çocuğum beline bir şey olsaydı ya diyerek,o da gülmeye başladı.”Uç aşağı,uç aşağı” diyerek defalarca güldük,şu an yazarken bile gülüyorum.
Devamı >>

18 Ekim 2012 Perşembe

Gülce'nin Seymen'i

- 14 yorum
  
  Dün Gülce ile sevgili arkadaşım Nur'a beş çayına gittik.Yalnız beş çayımız neredeyse gece saat dokuza kadar sürdü.Canım arkadaşım,bize çok güzel mamalar ve çocuklara yaş pasta sürprizi hazırlamıştı.Gülce ve Seymen çikolatalı pastalarını büyük bir sevinçle üflediler ardından afiyetle yediler.Seymen Gülce'nin iyi anlaştığı ve çok sevdiği bir arkadaşı,güzel güzel oynadılar,hasret giderdiler.Akşam boyunca Nurcuğum rahat rahat sohbet edelim diye çocuklara evde verilebilecek,onların mutlu olabileceği herşeyi sürpriz diye yutturmaya çalıştı.Ben de arada ebe oynadım,kitap okudum hem onları mutlu etmeye hem de iki lafın belini kırmaya çalıştık.İyi geldi ikimize.

Devamı >>

17 Ekim 2012 Çarşamba

Okul Günlükleri

- 4 yorum


   Bu hafta okula başladın minik kuşum.Akşamdan elbiselerini,çantanı  hazırladım.Erkenden uyuduk seninle,sabah erkenden okula gittim,seni baban okula bıraktı.
Dualar ettim sana,insaflı,merhametli,pozitif bir öğretmenin olsun,güzel,örnek arkadaşların olsun diye.Sonra okulda hep seni düşündüm.Okuldan çıkar çıkmaz senin okuluna doğru yol aldım.Okuluna varmadan seninle kavuşacağımız kareyi defalarca kafamda canlandırdım.Okuluna geldiğimde,çantana sıkı sıkı tutunmuş beni bekliyordun.O halin çok duygulandırdı beni hemen sana seslendim.Koşarak yanıma geldin oradaki herkese büyük bir sevinçle "Annem geldi,bu benim annem,bu benim annem!..."diyerek sarıldın bana.
Şimdilik okula alışma sürecinde sorun çıkarmadın,öğretmenin hakkında hep olumlu,güzel şeyler söyledi.
Güzel kızım,dilerim ki ,ısrarla insanın içindeki iyi değerleri yok etmeye çalışan haset insanların türediği,kötü enerjiler yaymaktan usanmayan bir evrenin kollarında inatla güzelliğini koruyarak büyürsün...
Devamı >>

9 Ekim 2012 Salı

Ta-şın-mak

- 14 yorum
  
    İstiflenmiş eşyalar,cilalanmış anılar,başlangıçlar bitişler.Sonunda toparlandık,kendi evimize taşınıyoruz.Yaklaşık bir aydır toplanıyorum,eskileri atıyorum,yenileri alıyorum.Oturduğum bu evin merkeze çok yakın olması,burada komşularla ilişkilerin sıcak olması güzeldi.Yeni evin bulunduğu semt,daha sakin ve daha nezih.Bol bol temiz havada yürüyüş yapma,sevdiğim arkadaşlarımla daha sık görüşme hayalleri kuruyorum.Taşınma mevzu bahis olduktan sonra,tabiri caizse göçebe gibi yaşıyorduk,bir düzen yoktu,bazen bu durum beni oldukça gevşetiyordu bazen de oldukça sıkıyordu.Sonuçta klasik bir oğlak kadınıyım ve düzeni seviyorum.Nihayet bu günler sona eriyor,hazırlıklar bitti,evimize geçiyoruz.Nazımız da okuluna başlayacak haftaya.Yeni ev,yeni düzen,yeni güzel günleri beraberinde getirir de hep yenileriz içimizdekileri,çevremizdekileri...
Devamı >>

5 Ekim 2012 Cuma

Okuduklarım,İzlediklerim

- 4 yorum
Küçük Charlie, çok yoksul bir çocuktur. Annesi, babası, iki ninesi, iki de dedesiyle birlikte, kentin dışında, tahta bir barakada yaşamaktadır. Çikolatayı çok seven Charlie, sonunda çikolataya kavuşur, hem de fabrikasıyla birlikte. Charlie'nin çikolata fabrikası kitabına kadar olaylar bu şekildedir,fabrikaya kavuştuktan sonra fabrikanın sahibi Bay Wonka, bizim küçük Charlie ile kalabalık ailesini, büyük cam asansöre bindirip bir yolculuğa çıkarır. İşte ilk kitabın devamı olan bu kitapta, Charlie’nin Büyük Cam Asansörü’nde, yaşadığı ilginç yolculuğun öyküsü anlatılıyor.Bu kitapta 20 yaş gençleştiren wonka-vita'nın bileşenlerini,eksiler ülkesini,kemiksiz uzay yaratıkları olan congolozları,Umpa Lumpaları,güzel çizimler eşliğinde bulabilirsiniz.Kıkırdayarak okuyacağınız bu kitap,uzayda,çikolata fabrikasında sonra da beyaz saray da geçiyor.Dalh,başkan ve çevresindekileri de çocukların diliyle üstü kapalı bir şekilde eleştiriyor.İlaç kullanırken dikkatli olunması gerektiği,açgözlülüğün insanı kötüye sürüklemesi gibi vurgulanacak yerler çocuk argosu ile çok güzel harmanlanmış.

Mitolojik öyküleri sevenlerin sıkılmadan okuyacağı  güzel bir kitap.Masallardaki kahramanlar,olaylar günümüzle ilişkilendirilerek anlatılmış.8 öyküden oluşmakta:"Meraklı Pandora ve Konuşan Sandık"ta, kötülüklerin ve umudun dünyaya yayılışı; Asklepios ve Devacı Yılanları'nda ünü dört bir yana yayılan hekim Asklepios'un yaşamöyküsü; "Phaethon ve Güneş Arabası'nın Atları"nda güneşin dünyayı gerçekte nasıl etkilediği anlatılıyor. "Yankı ile Nergis", biri için çaresizliğin, biri için kendine hayranlığın öyküsü. "Midas'ın Altınları", servet düşkünlüğünün yol açtığı acıları; "İnsanlığa Aydınlığı Getiren Ölümsüz: Prometheus" bilginin, uğruna her şeyin göze alınabileceği bir aydınlık oluşunu; "Apollon'un Liri mi, Marsyas'ın Kavalı mı?" hırsı ve egoyu dillendiriyor. Son öykü "Yeryüzünün İlk Güzellik Yarışması" ise, iç güzelliğin dış güzelliği nasıl alt ettiğini anlatıyor.


   Kendine oldukça fazla güvenen bu yazarımızın okuduğum ilk kitabı idi.Adını "Sadece  aptallar 8 saat uyur" kitabından duymuştum.Kitapta güzel tespitler,çıkarımlar var ama bazı yerleri sevmedim.Kitap 3 bölümden oluşuyor,aşk hakkında her şey,evlilik hakkında her şey,cehennem hakkında bazı şeyler.Aşk konusunda ilahi aşkı reddediyor.Evlilik konusunda büyük filozofların gaflarına tepki veriyor,aşkı sınıflandırıp küçük yaşanmış öykülerle onu tanımlamaya çalışıyor.En sonda da canını sıkan her kişiyi,her durumu zihinde oluşturulan cehenneme yolluyor.Ben de bu kitaptan sonra canımı sıkan her şeyi cehennemin dibine gönderiyor ve rahatlıyorum.Bir de kitapla verilen bağır taşını da kaybettim.Yazarımız bu taşı nasıl  kullanmanız gerektiğini kitabın sonunda anlatıyor.
İZLEDİKLERİM:
    Değerli arkadaşım SADE VE DERİN 'in önerileriyle güzel filmler izledim.Kendisine teşekkür ediyorum.Sizler de onun film ve kitap önerilerini değerlendirebilirsiniz.

1.Kaplumbağalar da uçar
2.Siyah Kuğu
3.Paranoya
4.Genç yetişkin
5.Paris'te Geceyarısı
6.Çok Gürültülü ve Çok Yakın
7.Tatil Kitabı
8.Fanaa
9.Üç idiots
  
      
Devamı >>
 
Copyright © 2010-2014. maviye iz süren - Konular · Yorumlar
Düzenleme: Ferhat Bayram